ayayorgi

çeşmenin kendine hayran bırakan koylarından en önde geleni,en gidilesi olanı.
23 nisanda sabahın kör bir vakti dileklerimizi dile getirmek için sessizce 800 metre çıkışında ulaşılan büyükadada yer alan kilise
aya yorgi kilisesini özel gün sayılan 23 nisan ve 24 eylülde çıplak ayakla yürüyenler yarı hacı olarak kabul edilir
makara iplikleri yol boyunca aya yorgi kilisesine kadar uzanır.
inancı sömürenler hangi allaha hesap verecekler


ülke genelinde iktidardakilerin, bizlere, sanki allaha iman etmiyormuş gibi davranıyor olduklarını artık hepimiz biliyoruz. sanki kendileri allahın gölgesiymiş gibi -asarsın kesersin- muhabbetlerine giriyorlar. koca bir ili -gavur- diye nitelendirebiliyorlar. -minareler süngümüz, müminler asker-, -bizim için laiklik asla amaç olamaz, olacaksa ancak araç olur, zaten hem müslüman hem laik olunmaz, ya müslüman olacaksın ya laik- diyerek açık açık cumhuriyete kafa tutabilecek derecede -sözde koyu müslüman- başbakanımız ve kabilesi, şey pardon kabinesi maşallah allah allah diye diye götürüyorlar. imana geldiler vallahi.

yahu bizim allahımız, bu hayattaki en büyük günahın kul hakkı yemek olduğunu yeryüzüne gönderdiği tüm kitaplarda zaten anlatmış. sen hem allahçıyım diye geçineceksin, hem kepçeyle götüreceksin, ya sorarım sana ve senin zihniyetinde ilerleyen tüm insanlara, aşağıda yazdıklarıma da hatta;

sen öldüğün zaman hangi allaha hesap vereceksin?

tepeden tırnağa hepiniz inanç sömürüsü yapıyorsunuz. aslında aşağıda bahsettiğim olaylardakilere de kızmamak lazım, bununla ilgili kılavuzu karga örneğiyle başlayan süper bir atasözümüz ile başlar, imam cemaat ilişkisiyle bitiririm. uygun oldu aslında bu;

zira kendini en baş imam sanıyor aslında, boş bakan insan.
haydi yazıya geçelim o vakit.


mumlu ip almalı o vakit

23 nisan hıristiyanlar, müslümanlar, kısacası allaha iman edenler için önemli bir gün. ada ve adalılar için de öyle. aya yorginin günü. bu günle ilgili bugüne dek bir çok güzellikten bahsedildi ama eksi yanlarını okuduğum ya da gördüğüm olmadı hiç. yazmalıyım diye düşündüm ve iki nokta tespit ettim, hem gelenlere, hem de gelenleri zor durumlara düşüren biz adalılara.

insanoğlu var olduğundan beri doğasında olan bir şey, inanmak. çok çaresiz kaldığı dönemlerde bir taşa, tahtaya hatta avlanıp beslendikleri hayvanlara bile inanmış insanlık. gök gürlemiş, şimşek çakmış, -tanrıları kızdırdık- diye düşünmüş. ama işin özünde her zaman inanmış. ben de inananlardanım. bu kâinatı ve bu düzeni, bu bir birine bağlı ve bir halkası olmazsa olmaz bütünü bir yaratıcının var ettiğine inanıyorum, en az bilime inandığım kadar.

ama bu yaratıcının akıl verdiği insanların, azizlerden ya da ölmüşlerden dua yerine makaralı iplerle medet ummasına anlam veremiyorum arkadaş. kimse kusura bakmasın. neymiş efendim, patikadan tepeye kadar makara açılırsa, duan kabul olurmuş. mumlu ip alalım o zaman? yedi düvel çekse kopmaz mumlu ip, bilen bilir. dileğimizi de garanti altına almış oluruz. yahu inanç ve istek insanın içindedir. sen yetim hakkı yiyorsan, çocuğunu dövüyorsan, harama el uzatıyorsan seni ip değil, gemi halatı gelse kurtaramaz ki, var mı böyle saçmalık.

bu durumun skolâstik dönemde para karşılığı cennetten arsa satan papalıktan ne farkı var. bu işin özünü ve gerçeğini kimse anlatmıyor mu bu insanlara? şamanizmden kalma bu saçmalık nedendir? ne demek çaput bağlamak, makara açmak? içine ediyorsunuz inancın bile kusura bakmayın! ettiğiniz dualar da boşa gidiyor, doğaya zarar veriyorsunuz en başta.

inançlara saygım sonsuz, kimseyi inancı için eleştiremem ve eleştirene de karşı dururum bu çok açık ve nettir ama kusura bakmayın da bu inanmak falan değil.

ucuna kırmızı kurdele bağlanmış dandirik bir teneke kime ev araba ya da çocuk verebilir? eğer niyetinizi taçlandırmak istiyorsanız, kilisedeki çıngıraktan almanız, mum yakıp dileğinizi bir de tanrının huzurunda anlatmanız gerekir.

bir hıristiyan ortodoks olarak bu yazıyı okuyanlara sesleniyorum, şayet tanrıdan ve aya yorgiden bir dileğiniz varsa;

ruhunuz ve bedeniniz tertemiz olmalı,
patikanın başına geldiğinizde ayakkabılarınızı çıkarmalı ve tepeye kadar çıplak ayakla yürümelisiniz,
beklentilerinizi, umutlarınızı yüreğinizin heybesinde seslendirmelisiniz,
niyet etmeli ve tepeye çıkana kadar ardınıza bakmamalısınız,
sükûnet içerisinde sadece tanrıyı düşünmeli, asla konuşmamalısınız,

bunun dışında yapılan her şey hurafedir, yazıktır, günahtır.


fayton karaborsa

eskiden böyle değildi çok net hatırlarım. 23 yıllık adalıyım, 3-5 yıllık değil. ailem 70 yılı devirdi adada, 30-40 yıl değil. eskiden bir adalı duruşu vardı. kimse kimsenin hakkını yemezdi. dinlerim hikâyeleri hala.

bu 23 nisan adaya giden arkadaşlarımdan kimi görsem, fayton parasından ve faytonculardan yakınıyor. -yok canım- diyorum ben de, -bizim faytoncularımız yapmaz-.

-adam başı 10ar lira aldılar, faytonlara 6şar kişi bindi, ben buna binmem diyenleri de o zaman bisiklet kirala hayret bir şey diye azarladılar- diyenlerin sayısı öyle çoktu ki, ben özür diledim bir adalı olarak hepsinden.

belli bir süredir lunaparka gitmedim, o nedenle meydandan lunaparka gitmenin tarifede ne kadar bir ücretle sabitlendiğini bilmiyorum ama yanılmıyorsam 15 ya da 20 lira olması lazım.

biri bana mantıklı bir açıklama yapabilir mi, normal şartlarda 15-20 lira olan ve tarifeyle sabitlenmiş fiyatları hangi yaklaşımla 3 katı kadar genişletebiliyorsunuz?

bu hareket, fakir komşusunun kapısına erzak bırakan adalıların hamurlarıyla yoğrulan adalı kültürüne ne derece uyar? bunu kim denetler? ya da biri denetler mi? ya da bizim mangal yürekli insanımıza yakışır mı böyle bir fırsat düşkünlüğü?

adalara gitmesini ısrarla istediğimiz dostlarımız, bize bunları anlatıp -bu mu senin öve öve bitiremediğin adan ve adalıların- dediğinde yüzümüzün kızarması bir şey diyemememiz hiç mi bir şey ifade etmez?

elektrikli faytonun adanın kimliğini bozacağını söyleyen ben! atların başını okşamadan, faytoncularla iki muhabbet yapmadan, o nal sesinin zil sesine karıştığını duymadan ada ada olmaz diyen ben! buna tamamen karşı olduğumu her yerde söyleyen ben! susuyorum sadece bu şikâyetler ve veryansınlar karşısında.

tepeden tırnağa bir haller var ama hayırlısı olsun! üzüldüm, ne yalan söyleyeyim.

o eski günleri dinlemek yerine yaşamayı dilediğim güzel bir ilkbaharımız olsun.
sonra da yazımız. vicdanlarımıza ada rüzgârı, yüreklerinize ada mimozası dokunsun. bir martının kanadında, bir simidin susamında güzel anılarımız olsun.

dilerim ki o eski, o güzel günler, bir dost eli kadar yakın olsun.

ipsiz, çaputsuz, sadece mum yaktım dilerken.
yukarıdaki yazıyı yazmama neden olan başlıktır...
öncelikle bir insana öylesine zor bir mekanda kilise yapmasına ve buralara gitmesini sağlayan inanca saygı duydurtan yerdir.
muhteşem bir manzarası bulunmaktadır hani cennet in diğer bir versiyonu gibidir.
içeriye girip şöyle bir bakıp çıkanları ise anlayamayacağınız bir mekandır çünkü atmosferi ile sizi duaya ve şükre teşvik eden bir hali bulunmaktadır.
her istanbullunun mutlaka gitmesi gereken ibadet alanıdır.