ennio morricone

âlemlerin tanrısı, yarattığı kaos ve katliam muadili afetlerle çok yoksul yuttuğunda bunları hazmedebilmek için limonlu sodaya ihtiyaç duyar. bunun için düvele korku salan olağanca cesametiyle hayalet atına atlayarak yeryüzünde taayyün eder. beyazlar içerisindeki gür sakalları esintide atından geriye doğru savrulur. kovboy çizmelerindeki mahmuzlar aracılığıyla şedit biçimde dörtnala kaldırdığı atında dalgalanan beyazlar içerisindeki tanrı, kişide zehaviri tesirli bir temaşaya neden olur. ennio morricone de tanrının suretini göstermek için yeryüzüne doğru yola çıktığı bu anlarda onun walkman'inde çalmaya başlar. iki kişiye dar gelen batıdaki bazı hayalet kasabalarda dönen şayiaya göre, kim morricone bunağının tınısını istem dışı bir yerlerde duyar, bilsin ki o esnada tanrı hazımsızlığını giderme emeliyle yeryüzüne soda almaya geliyordur.
film müziğini sadece bir müzik olarak düşünenler için birşey ifade etmeyebilir lakin öyle de değildir.
özellikle sergio leone ile ekürilikleri uyumları dehşettir, spagetti westernlerin bu kadar tutmasında başroldedir abimiz. başyapıt diye kabul edilen filmlerdeki katkısı öyle böyle değil be abi, bel kemiğidi r,atiba hutchinson gibi adamdır sinema camiası için.
1928 roma doğumlu mucizevi bestekar.
film müziğinin lügatlardaki karşılığı bizzat kendisidir. filmleri izlerken adamın müziğine film çekilmiş hissine kapılırsınız. yaptığı müziklerle filme adeta ruh üfler. müzikleri filmin sahnelerine cuk oturur.
aklıma gelen ikinci bir isim: zizou..