hangi köşeye dönsem o köşede ölüyorum

rüya görmekten nefret ediyorum. bileklerimi kesmek, hayatımın tüm düzenini bir çırpıda silivermek daha mümkün geliyor sabah uyanışlarımda.
hangi gündü hatırlamıyorum sigara ile tanışmamızda. hiçbir önemi var mıydı umurumda da değil açıkçası. başımı döndürmesi miydi güzel gelen, yoksa beyin - ölümünün gerçekleşebileceğini bildiği tüm zararlı maddelere seni yönlendirmesi daha mı kolaydı.
hangi gündü hatırlamıyorum seninle tanışmamızda. hiçbir önemi de yoktu salının veya çarşambaların. sadece seni gördüğüm gün sigarandan aldığım bir nefes gibi beyin ölümünü istercesine, seni istemişti. rayından çıkmış bir tren kazasız belasız ilerliyordu ve ben bundan gurur duyuyordum. tüm boş vermişliklere rağmen günlük mutluluklarla yaşatıyordum nefsimi. tren kaza yaptı seni görünce içinde ki herkes öldü. yolcular öldü, makinist öldü, ben öldüm. yeni bir ben ertesi sabah gözlerini açmıştı her zaman ki odaya. bu sefer farklıydı duvarların rengi, ağzının tadı, aldığın koku.
özlemek diye bir şey varmış, özlemek diye bir şey olmasaymış gam keder zaten olmazmış. ya da ben olmasaymışım.

ellerini bırakmasını istemezsin en güvendiğinin. her an çıkıp gidebilecekmiş gibi korkutarak sevdirir kendisini her ellerini tuttuğunda. o giderse ellerin kanar diye düşünürsün. vakti yoktur özlemenin, olmasın zaten- ölmüştür seni kanayan elleriyle bırakıp giden.
dünden daha zor geçiyor her bu gün. dünden daha anlamsız geliyor tüm çabaların, hayallerin, onurlu düşlerin.
kimseye bir şey bahsetmeden içiyorum son birkaç akşamdır. gitmiyorum gidilmesi gerekenlerin üzerine, kendi üstüme gidiyorum, mahvedebileceğim kadar çok öldüreceğim kendimi diyorum. mahvedemiyorum.
yabacısıyım ben bu duyguların. kalmanın verdiği mutluluğa öyle savunmasız kaptırmışım ki kendimi, gitmenin verdiği acıyı hazmedemiyor bünyem.
en eksik yanım olmuşsun. hangi köşeye dönsem o köşede ölüyorum