ralf rangnick

"profesör" lâkaplı 53 yaşındaki alman teknik adam. her ne kadar avrupa çapında başarısını (vurgula: schalke 04)'ü çalıştırırken yakalasa da onu asıl efsaneleştiren özene bezene ortaya çıkardığı (vurgula: tsg hoffenheim ) isimli baş yapıtıdır demek sanırım yanlış olmaz. 1990'lı yılların başında alman futbolunun dolayısıyla her alman teknik adamın baş ucu dizilişi olan 3 5 2'nin aksine 4 4 2'yi benimsemiş ve bunda ısrarcı olmuştur. 2000'li yılların başında (vurgula: vfb stuttgart ) bünyesinde kendisini geliştirme imkânı bulurken, bunu takiben (vurgula: hannover 96 ) ve (vurgula: schalke 04 ) takımlarını çalıştırmıştır.

ama asıl macera 2005 yazında schalke'den ayrılmasıyla başlar. (vurgula: dietmar hopp)'un başkanı olduğu ve o dönem almanya'nın alt liglerinde mücadele eden (vurgula: tsg hoffenheim)'in başına geçer ve 3000 nüfuslu bu kasaba takımını iki sene içerisinde bundesliga'ya taşır. (vurgula: sap) isimli yazılım fimasının desteğinde ancak parayı har vurup harman savurmadan yaptığı transferlerle çok geçmeden ortalığı kasıp kavurmaya başlar. kimler yoktur ki o takımda gol makinası (vurgula: vedad ibisevic), sol ayağını raket gibi kullanan ve on sekiz yuvarlağı üzerinden çok kaleciyi ağlatmasıyla bilinen (vurgula: sejad salihovic), orta sahadaki çalışkanlığı ile parmak ısırtan (vurgula: luis gustavo diaz ) ve niceleri. kendisinden habersiz olarak luis gustavo'nun bayern münih'e satılması üzerine "ayıp ettiniz dedeler" diyerek düşünmeden basar istifayı. 2011 yılında yeniden schalke 04'ün başına geçen rangnick, o sezon hafızalarıdan silinmeyecek fc internazionale ile karşılaşılan şampiyonlar ligi çeyrek finalinde italyan ekibine toplam yedi gol atan takımın muzaffer komutanıdır. gülümsetecek bir anektod, (vurgula: guiseppe meazza)'daki 2-5 schalke'nin galibiyetiyle sonuçlanan maçta kısa boylu tıknaz bir brezilyalı takımının iki golüne imza atarak turun kapısını açmıştır. (bkz: eduardo gonçalves de oliveira) 2011 yılının eylül ayında sağlık sorunlarını gerekçe göstererek mavi beyazlılardan ayrılır.

sadece usta bir taktisyen değil aynı zamanda gerçek bir eğitmendir ralf ragnick. kendisinin tedrisatından sadece futbolcular değil; şu an bundesliga'da çeşitli takımları çalıştıran hocalar da geçmiştir. ne güzel olurdu (vurgula: beşiktaş)'ı çalıştırsa.*
adı beşiktaşla anılan alman teknik adam. http://spor.milliyet.com.tr/-besiktas-profesor-ile-anlasti-/spor/spordetay/16.05.2012/1541079/default.htm
rezalet bir adam.ayrıca shalkeden ayrılırken benim enerjim bitti, bana energier pil takın gibisinden bişeyler zırvalamıştı. beşiktaşa gelmesi tam bir faciaya yol açabilir.
ama asaparagas haber kanımca. ama şakası bile kötü.
http://www.kartalbakisi.com/futbol/ralf-rangnick-iddiasi-h10725.html
four four two dergisi ve birgün gazetesi'ne futbol yazıları yazan, tam bir bundesliga uzmanı sevgili orhan uluca'nın 2010 yılında kendisi hakkında yapmış olduğu enfes analizi paylaşmak istediğim alman teknik adam.*

edit: sadece tahmin yürütüyorum. zannımca slaven bilic, fikret orman'ın; ralf rangnick ise ibrahim altınsay'ın aklındaki isimdi.


http://tinyurl.com/7tdtefb
kollektif futbol oynatmadığı için beğenmediğim teknik adam.
http://www.ntvspor.net/haber/futbol/64998/ralf-rangnick-besiktas-yolunda
beşiktaşımıza gelmesi durumunda alt yapıyı öyle bi canlandırır ki. of off.
fikret başganında başkanlığa aday olmadan önce almanya'dan pilot kulüp alacağım sözüde bence en baştan beri aklında ralf reyizin olduğunu gösterir.
hoffenheim gibi bir takımı önce 1. lige çıkardı sonra şampiyonluğa oynattı.
ralf reyizin bulduğu oyunculara bakın şimdi :
demba ba , carlos eduerdo , luis gustavo , ibisevic vs...
şimdi bu oyuncular büyük kulüplerde oynuyor.
bence gelmesi çok çok iyi olacaktır.
daha gelmeden medya sallamaya başlamış. neymiş renk körüymüş.
google'a ralf rangnick renk körü yazın hepsi 1 gün içinde olmuş haberler.
neyin peşindesin basın? ayrıca haber gerçek olsa bile sizene amına koduklarım?
başkanımızın "alman da olur bir başkası da" demesinden sonra büyük ihtimalle takımımzın başına geçecek olan teknik diektör.
büyük bir ihtimalle yeni teknik direktörümüz olacak 53 yaşındaki alman.
ben bugünden eğer bu adam gelirse şerhimi koyuyorum.almanyada 2. ligden takımları bundesligaya çıkarmak haricinde elle tutulur bir başarısı olmayan bir yabancıyı takımın başına getirmek ki haberler doğruysabence hiç akıllıca olmayacak.
başarılı olma şansı çok ama çok zor.
kendisi hakkında araştırmalar yaptıkça, yazılanları okudukça daha bi ısındığım isim. inşallah buraya geldiğinde yazılanların, araştırmaların aynısı bir insan görürüz. başarılı olur ya da olmaz. şu anda konuşulacak son şey bu diye düşünüyorum. zaten beşiktaş'ın durumu bu haldeyken kimsenin başarı isteyeceğini de sanmıyorum. bizim istediğimiz tek şey savaşan bir takım. ruhu olan bir takım. sahada "bitse de gitsek" modunda topçular görmekten sıkıldık artık.

dün başkan da uzun süreli bir kontrat istediğini, geleceğin takımını kurmaya çalıştıklarını söyledi. inşallah uzun süredir özlediğimiz istikrar tablosunu yeni yönetim ve teknik adamla görürüz.

(vurgula: akın var güneşe akın güneşi zaptedeceğiz güneşin zaptı yakın!)
bir an önce gelmesi gereken ve takımda bir alman ekolü yaratmasını istediğim profesör.
beşiktaşımızın başına gelirse eğer 10. haftada tahammülsüz insan ve renkli medya sayesinde kuzu gibi futbol cahili ilan edeceğimiz ama kesinlikle taktik ve teknik açıdan yargılanmayacak futbol dehasıdır kendisi. alman ekolü ve bilgisi sayesinde hoffenaim i bundes liga ya taşıyıp hatta neredeyse şampiyon yapacaktı.
2011'de luis gustavo kendisine haber verilmeden b.münih'e satıldı diye hoffenheim'dan istifa eden, avrupa'da o dönem hiç tanınmayan salihovic, ibisevic ve luis gustavo gibi isimlerle hoffenheim'ı şampiyonluğa oynatan, son dönemlerde adı kulümüzle anılan teknik direktör.
ikinci ligden 1. lige takım taşımak dışında, görev aldığı büyük hedefli takımlarda asla bir başarı elde edememiş bir hoca.profesör olmak kim, bu adam kim. tamam gelirse sahip çıkılsın ama bu adamdan büyük beklentiler içinde olmak öncelikle kendisine haksızlık olur.
bu adam bir nevi türkiyenin hüseyin kalparıdır. al ikinci ligden takımı 1. lige taşı. gerisi yok.
eğer 5 sene sorgusuz sualsiz takımın başında tutulacaksa beşiktaşımın başına getirilmesi gerekn t.d. dir. onun döneminde başarı gelmese bile en azından bir sistemimiz olur.
gelişiyle birlikte aslında hepimizi bir nevi teyakkuza geçirmesi gerekecek alman teknik adam. türkiye'yi tanımıyor kalıbından burnout sendromuna, renk körlüğünden daha başka pek çok konuda bıçağını bileyen yazılı ve görsel basınla karşı karşıya kalacağını tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok. del bosque ve jean tigana'dan sonra cv'mize üçüncü kez arkasından mendil sallayacağımız bir futbol adamı daha eklemek istemiyorsak başta yönetim olmak üzere bizler taraftar olarak ralf rangnick'i her şartta dışarıya karşı korumakla yükümlüyüz.

kanımca ilk etapta "beşiktaş'ı ileriye taşıyacak isim kim?" konusundan önce "beşiktaş'ı ileriye taşıyacak model ne?" sorusu üzerinde durulmalıdır. nasıl bir büyüme modeli tercih ediyoruz? yıldırım demirören yönetimindeki sekiz yıl içerisinde gördük ki, kafası karışık bir yönetim kafası karışık bir beşiktaş ortaya çıkardı. yıldırım demirören ve arkadaşlarının plânsızlık/programsızlık üzerine inşa ettikleri idari mekanizma, nasıl bir yol izleyeceğine karar veremediği için ne yaptığını bilmeyen bir yönetim anlayışıyla kulübü yüz yüze getirdi. söz konusu süreçte çalışılan teknik adamlara bakmak bu noktada bize bir fikir verecektir. ayrıntılara dalmadan kabaca özetleyelim.

serdar bilgili istifası sonrası yapılan olağanüstü genel kurul öncesi demirören, teknik direktör olarak o dönem yamulmuyorsam macaristan milli takımını çalıştıran lothar matthaeus ile anlaştığını açıkladı. başkanlığa seçildikten sonra vicente del bosque ile sözleşme imzaladı. bu nikâh çok uzun sürmedi. daha sonra yerli hoca ile başarının geleceğini düşünerek rıza çalımbay'ı takımın başına getirdi. şampiyonluk gelmeyince jean tigana yeni teknik direktör oldu. yine umduğunu bulamayınca ertuğrul sağlam beşiktaş'ın başına getirdi. hemen ardından onu mustafa denizli takip etti. şampiyonluk elde edilse de sonraki sezonun sonunda büyük mustafa ile de yollar ayrıldı. takım bu sefer bernd schuster'e emanet edildi. schuster'in gidişinin ardından tayfur havutçu - carlos carvalhal- tayfur havutçu üçlemesiyle bir dönem kapandı.

transfer fiyaskoları, medyada yazılan çizilenin etkisinde kalma, taraftar öfkesi, jorge mendes vs. etkenleri bir kenara bırakalım. sizden ricam bu sekiz yıllık dönemde çalışan isimleri bir üstteki paragrafta tekrar okuyun. bu isimlerin felsefe, taktik, sistem, diziliş vb. unsurlar açısından birbirleriyle uzaktan yakından alâkası olmadığını söyleyebiliriz. işte beşiktaş'ın geride bıraktığımız sekiz yıllık dönemdeki sportif anlamdaki en temel problemi bana göre bu olmuştur. ne yapmak istediğini bilmeyen bir kişi tarafından yönetilmek.

maddi-manevi büyük bir enkazın altında kalan beşiktaş, şimdi yaralarını sarmaya çalıştığı bir döneme giriyor. bir kere ralf rangnick ile anlaşıldıysa uzun vadeye yayılacak bir büyüme modeli tasarlandığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. futbol takımına bir mentalite, bir sistem, bir felsefe yerleştirilmesi öngörülmüş. getirilecek kişinin teknik adamlık özelliğinin yanında bir eğitmen vasfı taşıması gerektiği düşünülmüş. yani sadece takımı çalıştırmakla kalmayıp yeniden yapılanama için kolları sıvayacak ve bunu yaparken de eldeki kıt kaynakları en iyi şekilde kullanma becerisine sahip olacak bir isim üzerinde durulmuş. alman teknik adamın bu anlamda sicili hiç de kötü değil. şahsi kanaatim yabancı hoca düşünülüyorsa -ki gelişmelerden bunu anlıyoruz- sahip olunan imkânlar dahilinde getirilebilecek iki üç isimden birisi.

en başa dönecek olursak mesele rangnick'i türkiye'ye getirmekten ziyade, ona burada istediklerini hayata geçirebilmesi için en uygun ortamı sağlayarak her şartta destek olunacağına dair gerekli irade beyanını ortaya koyabilmek olacaktır. sıfırdan bir şeylere başlandığını unutmadan, somut beklentilerimizi geniş bir zaman dilimine yaymak durumundayız. tsg hoffenheim'ın başındayken kendi sahasında karşılaşacağı bir bayern münih maçı öncesinde (vurgula: "eğer şaşalı laflar duymak istiyorsanız münih'e gitmeniz lâzım. ama eğer şaşalı futbol izlemek istiyorsanız burada doğru yerdesiniz." ) şeklinde beyanat veren bir adamdan bahsediyoruz.

medyanın ve diğer unsurların menfi tutumlarına karşı takınmamız gerektiğini düşündüğüm tavıra dikkat çekmek açısından bir hikaye ile noktalayalım.

karga ağzında peynir ile yine bir ağacın dalına konmuş öylece dururken tilki yanına yaklaşarak bildik retoriğini işletir. karga gagasındaki peyniri ayaklarının altında sıkıştırır ve tilkiye seslenir: hiç nefesini yorma. ben la fontaine'i okudum.

la fontaine'i okuyan kaç kartal var? zaman gösterecek.

sabrınız için teşekkürler.
  • /
  • 3