Toplam Başlık Sayısı: 79932

Toplam Entry Sayısı: 388095

Toplam Yazar Sayısı: 4733

#dönüyoruz

her şeyin farkındayız..!

renklilerin demek isterdik lakin, içimizde de hain çok, hepinizi biliyoruz..!
en ufak bir tökezlemede “bir çelme de ben atayım” diyecekleri..!
ellerini kavuşturup menfaat bekleyenleri, tek tek tanıyoruz..!
şerefiyle oynayıp, hakkıyla kazananların, bu ülkede nasıl cezalandırıldığının farkındayız..!

içimizdeki hainler…
satılık kalemşörler…
sahibinin sesi yanlı haber siteleri…
mesleğini üzerine giydiği forma ile icra eden gazeteciler...
koyun postu giymiş sırtlanlar…
ve şahsına münhasır çakallar, beşiktaş’ın etrafını sardığı için…

dönüyoruz..!

büyük vaatlerle değil…

evvelde olduğu gibi, bir arada kalıp, beşiktaşlı nesiller büyütmek için..!
atkımızı;
doğan bir bebeğe sarmak...
bir nikah masasına…
bir tabutun üstüne koymak için..!
beşiktaş’ın menfaati uğruna bir kelam edene, can feda demek için..!
geçmişi geçmişte bırakıp, herkesi beşiktaş şemsiyenin altında birleştimek için..!

ta ki bir gün tek satır yazamayacak duruma gelene kadar..!

kimsenin kalemi olmamak üzere;

“beşiktaş’ı üzmesinler” diye haykırarak…

dönüyoruz..!

#dönüyoruz

nazım`ın dizeleri ile dönüşünün muhteşem olmasını dilediğim sözlük...

hoş geldin!
kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...
hoş geldin!
ayrılık uzun sürdü.
özledik.
gözledik...
hoş geldin!
biz
bıraktığın gibiyiz.
ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta...
hoş geldin.
yerin hazır.
hoş geldin.
dinleyip diyecek çok.
fakat uzun söze vaktimiz yok.
yürüyelim.....

#dönüyoruz

tarifsiz ve ansızın ve belki nedensiz bir heyecan yaşatan durum.

anlamsız bir çocuk sevinci nidasıyla karşıladım bu haberi. sanki içinde beşiktaş’ı bulunduran tüm anılarımı, tüm sevinçlerimi, heyecanlarımı, kederlerimi tamamlayacak şeyin ne olduğunu şimdi öğrenmişim gibi. hep aranan o şeyin yıllar sonra bulunca özlenen olduğunu fark etmek gibi. tüm bu öznede yaşadıklarımı hep içime atmışım, her kızgınlığımı, her tribimi sessizleştirmişim, hep küsmüşüm de hiç kendime dahi söylememişim, sanki en başından beri içinde beşiktaş geçen bir muhabbette sıcak bir dost selamı arıyormuşum da hepsi aroması az kalmış bir yemek tadı veriyormuş gibi.

işte şimdi bir uçurtmanın heyecanı doluyor içime, çünkü koşmanın daha güzel olması bu yüzden.

şimdi rüzgar yüzümü acıtmıyor, umutlarımı yükseltiyor ve özgürleştiriyor gökyüzünde.

hoş geldik, ne iyi ettik.

2017-2018 sezon sonu tiner çekiyoruz organizasyonu

başlığın sığmadığını tahmin etmişsinizdir.

(bkz:beşiktaş'ın 2017-2018 sezonundaki 7 maçlık zorlu fikstürü) hepimizin malumu. bu süreci başarıyla atlatmak oldukça zor ancak başarıyla tamamlarsak şampiyonluğun ışığını da görmüş oluyoruz.

rakip takım seyircileri beşiktaş'ın bu fikstürden başarıyla çıkmasını imkansız görüyor. inanan kardeşlerimizle de tinerci diyerek dalga geçiyorlar.

lafı çok uzatmayayım.
beşiktaş'ın 2017-2018 sezon sonunda şampiyon olması halinde dosta dost düşmana inat şairler parkında toplanıp tiner çekme organizasyonu düzenlemeyeye karar verdik.

ışığı gören; ben de varım diyen bütün beşiktaşlı kardeşlerimizin katılım durumunu güncelleyerek burada listeleyeceğiz.

sıralı tam liste;
1- oyunbozan
2- 1903
3- newcastle
4- anonymous

beşiktaş

mahallenin en yaramaz ama bir o kadar da terbiyeli, en ders çalışmaz ama bir o kadar da akıllı, deliler gibi top peşinde koşan ama bir o kadar da çelimsiz çocuğu. bir güzel çocuk işte lan, sevimli mi sevimli.

bu aralar hasta olmuş bu çocuk. teşhisi biraz geç olsa da, yatırmışlar yatağa. üvey babası çekip gitti gideli biraz nefes aldıydı da, hastalık ciğerlerine işlemiş garibimin. epey de hırpalanmış meğersem, sesi sedası da çıkmamış pek. bizim mahalleli bu durumu hazmedemedi tabii, bir şeyler yapmak istedi. şimdilik sadece verilen ilaçları alıp, doktorun söylediklerini uygulayacak çocuk. mahalleli ise sadece ellerinden tutup moral verebilecek, zati şimdilik yapabileceği tek şey bu. doktorların söylediğine göre yapılması gereken aslında tam da buymuş, devamlı moral vermek. biz de bir şey sandıydık dinine yandığımın beşiktaş kanserini. sabah akşam, nöbetleşe gidiyoruz yanına şimdilerde. durumu gün geçtikçe iyileşmeye başladı. ara sıra soruyor kerata, 'yarın da gelecek misiniz' diye, tey allam. güler misin, ağlar mısın?

sana gelmediğimiz gün öldüğümüz gündür lan bizim, manyak mısın olum..

beşiktaş

mahallenin en yaramaz ama bir o kadar da terbiyeli, en ders çalışmaz ama bir o kadar da akıllı, deliler gibi top peşinde koşan ama bir o kadar da çelimsiz çocuğu. bir güzel çocuk işte lan, sevimli mi sevimli.

bu aralar hasta olmuş bu çocuk. teşhisi biraz geç olsa da, yatırmışlar yatağa. üvey babası çekip gitti gideli biraz nefes aldıydı da, hastalık ciğerlerine işlemiş garibimin. epey de hırpalanmış meğersem, sesi sedası da çıkmamış pek. bizim mahalleli bu durumu hazmedemedi tabii, bir şeyler yapmak istedi. şimdilik sadece verilen ilaçları alıp, doktorun söylediklerini uygulayacak çocuk. mahalleli ise sadece ellerinden tutup moral verebilecek, zati şimdilik yapabileceği tek şey bu. doktorların söylediğine göre yapılması gereken aslında tam da buymuş, devamlı moral vermek. biz de bir şey sandıydık dinine yandığımın beşiktaş kanserini. sabah akşam, nöbetleşe gidiyoruz yanına şimdilerde. durumu gün geçtikçe iyileşmeye başladı. ara sıra soruyor kerata, 'yarın da gelecek misiniz' diye, tey allam. güler misin, ağlar mısın?

sana gelmediğimiz gün öldüğümüz gündür lan bizim, manyak mısın olum..

filip holosko

beşiktaş'ta forma giyen oyuncu değil, beşiktaşlı oyuncu filip holosko. aklım erip beşiktaş'ı izlemeye başladığım günden bu yana - süre vermeyeyim yaşım ortaya çıkar - kulübüyle, tribünüyle, formasıyla bu camiayı bu kadar çok özümsemiş bir yabancı futbolcu görmedim ben. üzülürken de sevinirken de ulvi gibi, rıza gibi, metin gibi, ali gibi, feyyaz gibi özetle senin benim gibi duygularını dışa vuruyor bu adam. en ufak bir samimiyetsizlik, en ufak bir abartı yok hiçbir hareketinde.

beşiktaş'ın futbolcusundan önce beşiktaş'ın taraftarı olmuş filip holosko. hatırlayan çıkacaktır. vestel manisaspor'da forma giyereken ara transfer döneminde üç istanbul kulübü de kendisiyle yakından ilgilenir. bir spor programı kendisiyle bir söyleşi gerçekleştirir. konu döner dolaşır transfer mevzusuna gelir. cin fikirli muhabir yanında üç istanbul kulübünün formasını da getirmiştir. ve holosko'nun önüne üç formayı da koyar. "gönlün hangisine daha yakın?" diye de bir soru yöneltir.

herhalde benim gibi o programı izleyen hemen herkes hâlâ ege ekibinin formasını giyen holosko'nun "görüşmeler devam ediyor. şu aşamada bir şey söylemek doğru olmaz." tarzı politik bir cümle beklemektedir. fakat o da ne? bu adam zerre tereddüt geçirmeden çubuklu beşiktaş formasını alıp sırtına geçirir. ve en sevdiği tezahüratı söyler: "kartal gol gol gol!". evet henüz beşiktaş'ın futbolcusu olmamıştır ancak herhangi bir beşiktaş taraftarı gibi aşkla, şevkle "kartal gol gol!" diye bağırır. bağırır diyorum çünkü söylerken ses tonunu tribündeki beşiktaş seyircisi gibi boğumlayarak ayarlar.

sanırım ilk defa türkiye liginde bu kadar çıkışta olan bir oyuncuyu beşiktaş; galatasaray ve fenerbahçe ile rekabete girme gereği hissetmeden transfer etmiştir. ileri ikiliden birisi olarak oynatıldığı ligin ikinci yarısında müthiş de başlar beşiktaş kariyerine. sonrasında ise süratinden faydalanmak isteyen hemen her teknik adam kendisini sağ kanat/sağ forvet olarak oynatmaya kalkınca verimi düşmeye başlar. homurtular da doğru orantılı olarak yükselir. derken her transfer döneminin alaycı objesi olarak buluverir kendisini, neresini ciddiye alacağımıza karar veremediğimiz spor sayfalarında. artık formül bellidir: holosko artı bir miktar para.

muhtemelen en çok onu üzmüştür böylesine içine işlemiş bir takımın birilerine "kakalanacak" ıskartası muamelesi görmek. bir kez olsun ağzından kötü bir lâf çıkmaz. kimsenin aleyhinde en küçük incitici bir beyanatta bulunmaz. "kıymetimi bir gün anlayacaklar" goy goyuna kapılmaz. sadece işini yapar filip hiç somurtmadan.

kiralık olarak gittiği istanbul büyükşehir belediyespor’dan, önce taraftarı sonra oyuncusu olduğu takıma tekrar geri döndüğünde, evliliğini yürütümeyen çocuğunu karşılayan aile edasıyla içeriye buyur edildiğini hissetmiş midir bilemiyorum. zira hemen herkes yüzüne ses etmese de içinden “git barış” cümlesini geçirmiştir.

bu sezon başında bildik formülü değiştirdi olanca samimiyetiyle. hem de kendisine önerileni ikiletmeden: holosko artı bir miktar feda. yine sadece işini yapıyor, kendisinden önce beşiktaş’ı tutanları mutlu etmek adına.

bütün bunları üst üste koyduğumuzda düşünmeden edemiyorum. tüm bu olan biten karşısında hep mi bağlılığını içtenlikle ifade eder bir adam? hep mi yüzde yüzünü koymak ister sahaya? evet hep. üstelik en ufak bir yapaylığa kaçmadan ve olanca sevimliliğiyle…

olur da aktif kariyerini sonlandırdıktan sonra futbolun içinde kalmaya karar verirse yolu mutlaka tuttuğu takımla, beşiktaşla kesişecek. kesişirken de tıpkı ulvi gibi, rıza gibi, metin gibi, ali gibi, feyyaz gibi özetle senin benim gibi hiç kimseyle “para” konuşmayacak.

artık denklemi değiştirme sırası beşiktaş taraftarında.

holosko artı bir miktar vefa.

sözlük yazarlarının itirafları

her doğum günümde mesaj atardı sadece. ''iyi ki doğdun, kendine iyi bak''. her doğum günümde beklediğim mesajları aldım. hiç kimselerin bilmediği bir doğum günüm var benim, onun bildiği. geçen ay atmıştı son doğum günü mesajını. okumuştum. mesaj yazmak istemeden silmiştim hemen. teşekkür etmeden silmiştim, diğer yıllardaki gibi. bir mesaj daha geldi bugün, ''geçenlerde doğum gününü kutlamıştım, alıp almadığını merak etmekteyim, cevap verirsen sevinirim'' diye yazmış. okudum, sildim. iki saat sonra bir mesaj daha, ''benimle konuşmak istemiyorsun anladım. bir daha rahatsız etmem özür dilerim'' yazıyordu.

''arayamadım işlerim vardı'' dedim, yıllar sonra ilk mesajımla. ''bende sanmıştım ki'' ile başlayan cümlelerini okudum ardısıra. ben okudum o yazdı, o yazdı ben okudum. ''arayabilir miyim seni'' dedi. ''istersen ara'' dedim, istemsiz bir sarkma dudaklarımda. aradı. sesini duydum sekiz yıl sonra. ağladı. ''çok özlemişim sesini'' dedi, ''inan her gece rüyama giriyorsun'' dedi. dinledim. telefonun başında ayakta buz kesilerek dinledim. bir film şeridi bu kadar mı hızlı geçecekti. geçti. ''anlat, sesini özledim'' dedi. anlattım. ''yetmedi mi'' dedim, ''anlat'' dedi. anlattım. gözyaşları ahizenin ucunda sel olup akıyorken, sırf o ağlamasın diye sustum. ''anlat'' dedi, ''sen bana bakma'' dedi, anlat. anlattım. ''sesini o kadar çok özlemişim ki'' dedi, sustum. ''seni ne çok özlemişim'' dedi, sustum. ''anlat'' dedi anlattım. dinledi ağladı, ağladı anlattım. ''sen hayatımda tanıdığım en iyi insansın'' dedi, sustum. ''sen şu dünyanın en güzel insanısın'' dedi, sustum. ''ben seni çok özlemişim be'' dedi. bir tebessüm oldu yanaklarım ki, yana yakıla. sevmeyene düşman başına.

bir hayat hayal edersin hani, kısa zamanlara ömürlük sevdalar bezeli. bir ömür hayal edersin ya, ömrümü adayacağın. benim en büyük hayalim bir kızımın olmasıydı. adı zeynep olacaktı, umuyordum ki onunla olacaktı. olmadı, olamadı. olduramadık biz.

anlattım ondan sonraki her şeyin aynı olduğunu, sustu. dinlettim, bıraktığı adamın değişmediğini, sustu. bana ''nasılsın iyi misin ailen nasıl?'' diye yazdığı yıllar önceki bir mesajın sonuna adını, eşinin adını ve zeynep'i yazmıştı. bir kızı olmuş ve adını zeynep koymuştu. ''allah babamdan aldığı ömrü, zeynep'e versin'' diyerek cevaplamıştım. ilk defa haberimin olduğu zeynep'in varlığına, kaybettiğim babamın yokluğuyla verdiğim bir cevap. telefonun sonuna doğru ''zeynep ne yapıyor'' dedim. ''uyuyor'' dedi. sustum, sustuk.

ömrümde en çok sevdiğim adamı ellerimle toprağa verişim, ömrümde en çok seveceğim isme kızım diyemeyişim. ikisi de benden uzak, ikisi de uyuyordu. ''hayat, senin ben ta amına koyayım'' dedim içimden. sustu, sustum, sustuk.

#dönüyoruz

her şeyin farkındayız..!

renklilerin demek isterdik lakin, içimizde de hain çok, hepinizi biliyoruz..!
en ufak bir tökezlemede “bir çelme de ben atayım” diyecekleri..!
ellerini kavuşturup menfaat bekleyenleri, tek tek tanıyoruz..!
şerefiyle oynayıp, hakkıyla kazananların, bu ülkede nasıl cezalandırıldığının farkındayız..!

içimizdeki hainler…
satılık kalemşörler…
sahibinin sesi yanlı haber siteleri…
mesleğini üzerine giydiği forma ile icra eden gazeteciler...
koyun postu giymiş sırtlanlar…
ve şahsına münhasır çakallar, beşiktaş’ın etrafını sardığı için…

dönüyoruz..!

büyük vaatlerle değil…

evvelde olduğu gibi, bir arada kalıp, beşiktaşlı nesiller büyütmek için..!
atkımızı;
doğan bir bebeğe sarmak...
bir nikah masasına…
bir tabutun üstüne koymak için..!
beşiktaş’ın menfaati uğruna bir kelam edene, can feda demek için..!
geçmişi geçmişte bırakıp, herkesi beşiktaş şemsiyenin altında birleştimek için..!

ta ki bir gün tek satır yazamayacak duruma gelene kadar..!

kimsenin kalemi olmamak üzere;

“beşiktaş’ı üzmesinler” diye haykırarak…

dönüyoruz..!

kapalı'nın siyah'ına açık'tan gelecek beyaz'a kadarki süredeki sessizlik

futbolla alakasız bir ailede büyüyen bir talihsiz olarak hayatımda gittiğim ilk maçta yüreğime kazılıp unutamadıklarımdan.

düşün bir, kapalıdasın, ikinci yarının ortaları, "siyaaaaaaah" - "beyaaaaaz"lar başlayalı dakikalar olmuş, gırtlağını patlatırcasına yolluyorsun "siyaaaaaaah"ı, ses hızı sendeki hırs ve ateşin yanında küçücük kalıyor ya o anda, sesin yeni açık'a ulaşması bir kaç saniye alıyor ve neredeyse görüyorsun o "siyah"ın gidişini.
işte gelecek o cevabın ortaya çıkışına kadarki sürede stadı 90+'da yenecek bir golde bile olmayacak kadar karakteristik bir sessizlik kaplar.
o sessizlik farklıdır, beni her seferinde yıllar önce mabeddeki ilk maçıma götürür, size abartıyorum gibi gelebilir ama gol sonrası coşkusu kadar özeldir benim için.

sonra yeni açık geciktirmeden yollar "beyaaaz!"ı, ve devam edersin: "siyaaaah!"

3 nisan 2013 real madrid galatasaray maçı

galatasaray'ın kazanmasını istediğim maç.
aksini düşüneni de anlayamıyorum zaten.

edit: içimizdeki ispanyollar kızgın. *

taksim gezi parkı direnişi

anarşistlerin siktiğimin iki otu için ülkeyi ayağa kaldırdıkları pestenkerani hareket. amaçları kızılları başa geçirip karılarını birbirleriyle paylaşmak.

taksim gezi parkı direnişi

--
vurmayın; öldüm.
--

en başa edit: malum süreçlerde kızdırdığım, trollediğim herkesten özür dilerim. yetiştiğim çevreden ötürü böyle düşünüyordum. üniversiteye başlayıp olgunlaştığımda, kendi doğrularımı görmeye başladığım zaman; kafa yapım değişti, görüşlerim, hayata bakışım hepsi değişti. bunu yeni entrylerimde farketmişsinizdir zaten, ama yine de bu editi yapmak istedim.


sebebi nedir bu direnişin diye sorduğum eylemler. dün gece israil'de türkiye haberini sunan spikerin mutluluğunu görseydiniz, yanlışınızı anlardınız... hayır çok da anlamsız. ülken istediğin şekilde yönetilsin istiyorsan sürekli oy verdiğine oy vermeyeceksin. örnek chp'den verelim. 1950'den beri tek bir seçimde neden seçilemiyorlar, neden dersiniz? hiç bir proje yok. sadece laiklik ve atatürkçülük'den geliyor oylar. biraz proje üret be gülüm hep aynı şeylerle olmaz ki ama. bak 63 yıldır yani çok partili hayata geçildi geçileli tek bir seçim kazanamadın. olmaz böyle. e tabi terör bitince ımf'ye borçlar bitince, ana muhalefet chp'nin projesi olmayınca maalesef böyle yollarla halkı kışkırtmaya çalışıyorlar. ve maalesef akp seçimlerden daha da güçlü çıkacak bu yüzden. soralım o zaman neye bu direnişler ?

1. dünya'nın en güzel köprü projesi olan 3.köprüye mi?

2. hollanda'ya dönmeyelim diye çocukların porno sitesine girişini engelleyen düzenlemeye mi? ki zaten isteyenler giriyor çatur çutur, sadece istemeyenlere var bu düzenleme. çarşı çocuk pornosunu karşıydı, çocukların porno izlemesine de karşıdır diye düşünüyorum.

3. hem ruhu hem bedeni hasta bir toplum olmayalım diye alkol satışına getirilen düzenlemeye mi? (avrupa ve amerika'daki alkol düzenlemelerine bakmak çok yararlı olacaktır)

4. kürtaj doğum kontrol yöntemi değildir,bebekleri öldürmeyin diyen yasaya mi?

5. kur'an'ın okullarda seçmeli ders olmasına mı?

6. saçını örtmek isteyenlerin bu isteği uygulayabilmelerine mi?

7. çalışan annelerin kreş parasını devletin ödemesine mi?

8. asgari ücretin 1000 tl ye çıkmasına mı? (yeni anayasa da onaylandı)

9. enflasyonun yıllık %9.5 seviyesinde kalmasına mı?

10. ımf belasından kıçımızı kurtarmamıza mı?

11. ortadoğu'da ve dolayısıyla dünya'da söz sahibi olmamıza mı?

12. ordudaki en yetkili yahudilerin, pkk işbirlikçisi subayların, ergenekoncuları'ın cezalarını çekmesine mi?

13. sgk ve sağlık hizmetlerinin en iyi seviyeye getirilmesine mi?

14. tam maaş almasına rağmen hastanede yarım gün çalışan doktorun rahatının kaçmasına mı?

15. öğrenme yaşının 0-7 olduğu gerçeğine rağmen okula başlama yaşının 7 den 5.5'a indirilmesine mi?

16. okullarda tablet ve internetle eğitim verilmesine mi?

17. savunma sanayiye yapılan yatırımlara mı?

18. göktürk 2 uydumuzu yapmamıza mı?

19. yerli savaş uçağımızın tasarım çalışmalarının başlamasına mı?

20. silahlı kuvvetlerin ihtiyacı olan savunma sistemlerinin %55 ini kendimiz üretir hale gelmemize mi?

21. binlerce km. duble yol ve oto yollara mı?

22. toplam 25000 metreden fazla tünellere mi?

23. sözleşmeli öğretmenlere 12 ay maaş hakkı sağlanmasına mı?

24. üniversitelerde harçların kaldırılmasına mı?

25. öğretmen lisesi mezunlarına karşılıksız burs verilmesine mi?

26. milli eğitim bakanlığına ayrılan dev bütçeye mi?

27. roketsan tarafindan geliştirilen aktif lazer güdümlü türk füzesi cirit'i dünya pazarına sokmamıza mı?

28. terörün bitmesine, 20 yaşında oğullarımızın askerden eve sağ dönmesine mi?

29. daha aklıma gelmeyen bir sürü harika icraatlara mı ?

seçimle gelen seçimle gider. bu arada küçük de bir hatırlatma yapayım. bu eylemlerin hepsi şehirlerin en işlek caddelerinde meydanlarında yapılıyor. mobeselerde, iş yeri kameralarında herkesin fotoğrafları var şu anda. önümüzdeki günlerde sanatçılar, ünlüler de dahil binlerce gözaltı olacak. polise taş atmamış, araba kundaklamamış olabilirsiniz ama saat 19:00'dan sonra sesli olan her eylem yasaktır. sırf bu yüzden bile en azından para cezası alacak kişiler var. dün bir polisle konuştum. aşırı iyi niyetli bir insandı, çok güzel anlattı her şeyi. içlerine bir sürü provakatör sızdı keşke evlerine dönse ordaki masum insanlar diyordu. ardından: polis şu an sadece biber gazı ve gaz bombası atıyor, içlerine dalsa bir kişi kalmaz meydanda. ama işte oraya karısıyla, kızıyla, bayraklarla giden masum insanlarımız da var o yüzden sağduyulu yaklaşmaya çalışıyoruz, dedi.

recep tayyip erdoğan'ı sevmeyip yaptığı tünellerden geçmek

en başa edit: malum süreçlerde kızdırdığım, trollediğim herkesten özür dilerim. yetiştiğim çevreden ötürü böyle düşünüyordum. üniversiteye başlayıp olgunlaştığımda, kendi doğrularımı görmeye başladığım zaman; kafa yapım değişti, görüşlerim, hayata bakışım hepsi değişti. bunu yeni entrylerimde farketmişsinizdir zaten, ama yine de bu editi yapmak istedim.

atatürk'ün kurduğu ülkede atatürkçü olmayanlar yaşayamaz diyenlere verilecek en iyi cevap.

rte'yi sevmeyip onun hükümeti döneminde yaptırdığı yüzlerce tünelden geçen kişinin durumudur. şimdi bazıları der; vergisini ödüyoruz yapacak tabi. e be kardeşim bundan önceki hükümetler zamanında öpücük mü ödüyordunuz? onlar da vergi alıyordu. onlar ne bok yemeye yapmadı.

not : konu tünel değil bütün icraatlardır.

ana fikir : bu ülke belli bir kesimin değil hepimizindir. bu entry'deki amaç mesaj vermektir. anlayana tabi. yoksa vergisini veren herkesin bu ülkede yapılanlardan yararlanmaya tabiki hakkı vardır.

tayyip erdoğan diktatörse mustafa kemal'in ne olduğu sorunu

en başa edit: malum süreçlerde kızdırdığım, trollediğim herkesten özür dilerim. yetiştiğim çevreden ötürü böyle düşünüyordum. üniversiteye başlayıp olgunlaştığımda, kendi doğrularımı görmeye başladığım zaman; kafa yapım değişti, görüşlerim, hayata bakışım hepsi değişti. bunu yeni entrylerimde farketmişsinizdir zaten, ama yine de bu editi yapmak istedim.


sadece sahtekar!* hocaları asan, dersimde sadece başkaldıranları!** bombalatan kişidir. etrafta sadece kötüler olduğu için* ölene kadar seçimsiz koltukta oturan kişidir. cumhuriyeti getirip cumhurbaşkanlığı adı altında diktatörlüğünü ilan etmiş kişidir mustafa kemal. istiklal mahkemelerinin kararlarıyla asılan binlerce insanın sebebidir.

vesselam; tayyip erdoğan dikdatörse, mustafa kamal dikdatörün kralıdır.

edit: dikdatör tayyip'i normal gibi görmüşüm. yanılmışım, kızdırıp damarına bastıklarımdan özür dilerim.