seninle ağladık seninle güldük biz

seninle ağladık, seninle güldük biz
sevdamız uğruna canlar verdik biz
siyahın zindan olsun beyaz aydınlık
herkese nasip olmaz beşiktaşlılık

özellikle bu kıtası insanın tüylerini diken diken eder yeryüzünde bır kulup için yapılabilecek en harika tezahüratlardan biridir
çoook sevdiğim beşiktaş'ımın, çoook sevdiğim bestelerinden biridir...
girilmez yazılı tabelanın tam altındaydı. ameliyathane-nin o çirkin yüzlü kapısı o ana kadar ona hiç bu kadar soysuz gelmemişti. başını iki küçük elinin arasına almış, oracığa çömelivermişti. gözlerinden akan yaşlar kızılırmak'ın deli suları gibiydi. varsın aksındı. hatta hiç durmasındı. ama doktor amca müjdeli haberi bir an evvel versindi. "baban kurtuldu" desindi. 11 yaşındaki o gencecik yüreği şimdi bir ayrı çarpıyordu. çaresizlik durağında beklemek onu bir hayli yıpratmıştı. şöyle bir ayağa kalkar oldu. acıktığını hissetmişti. ellerine baktı... kan içindeydi. üzerinde babasının ona 100. yılda aldığı nostalji formalarından vardı. o günü hiç unutamıyordu. babası iş çıkışı "store"a uğramış, akşam yemeğinde ona sürpriz yapmıştı. heyecandan sabaha kadar formayla dolaşmış, hiç uyumamıştı. ya şimdi! babası azraille çatışıyordu. üstündeki formanın armasını öptü, gözlerini kapadı, ağzından iki üç kelime döküldü: "seninle ağladık, senle güldük biz..." sonra bir duygu sağanağı patladı. bir türlü gözlerine dolan yaşlara hakim olamıyordu. formasının alt kısmıyla gözlerini sildi. "ne vardı sanki balkona çıkacak" diye kendi kendine hayıflandı. fenerbahçe maçının atmosferinden etkilenmişti babası... konya maçından sonra eve geldiğinde şampiyon oldukları sene diktirdiği bayrağı sandıktan çıkarmış, bir güzel ütülemişti. bayrağı caddeye asacaktı. ama ip eksikti. onu da ertesi gün işten gelirken alacaktı. bu işleri iyi biliyordu. 1982 şampiyonluğunda istanbul'u bayrak delisi yapmışlardı. antrenmanlıydı. ipi alıp geldiğinde bir yandan çocuğu ile konuşuyor, maaşını aldığında 1 numaralı pancu formasını alacağını taahhüt ediyordu. işte o anda balkonun en bakımsız ve çürük yeri çökmüştü. babası gözü önünde beşiktaş bayrağıyla aşağı düşüyordu. bayrağın balkon demirlerine takılması düşüş hızını kesmişti. hastaneye nasıl gelmişlerdi hatırlamıyordu. birden irkildi. babası hâlâ çatışıyor muydu azraille? doktor hâlâ neden "müjde" dememişti? babası da annesi gibi onu terk mi edecekti? hüzünler hiç bitmez miydi? ve kapı açıldı... doktor karşısında dimdik duran çocuğa ağlamaklı bir sesle ancak "kimin kimsen yok mu?" diyebildi. "kurtaramadık" diyememişti bile. avucunda doktorluğuna lanet edercesine sıktığı bir kağıt parçası vardı. sessizce uzatıverdi çocuğa... ufacık elleriyle buruşuk kağıdı düzeltti. kağıtta; "sevdamız uğruna canlar verdik biz siyahın zindan olsun beyaz aydınlık herkese nasip olmaz beşiktaşlılık" yazıyordu...
http://www.youtube.com/watch?v=aoeırk5ksmc
artan kombine fiyatlarıyla her geçen sene daha da zorlaşan eylem. birlikte olmak fikri iyi de.
http://www.youtube.com/watch?v=q1eqdy2yu3a
tam şekli şöyledir;

bir tuzlu fıstığım bir de sigaram
varsa rakım yoksa votkalı biram
yalancı dünyayla açıldı aram
beşiktaştan başka yok ki manitam

yıllarca ağlasak dertten kederden
bilsek ki kopacak kelle bedenden
aşkımız harbiden hem de derinden
asla vazgeçmeyiz beşiktaş senden

seninle ağladık senle güldük biz
sevdamız uğruna canlar verdik biz
siyahın zindan olsun beyaz aydınlık
herkese nasip olmaz beşiktaşlılık

dün gece ansızın seni aradım
siyah beyaz kaşkolu boynuma sardım
bir ufak rakı açtım gözlerim doldu
aşkından kahroldum komalardayım

*