tayyip erdoğan diktatörse mustafa kemal'in ne olduğu sorunu

en başa edit: malum süreçlerde kızdırdığım, trollediğim herkesten özür dilerim. yetiştiğim çevreden ötürü böyle düşünüyordum. üniversiteye başlayıp olgunlaştığımda, kendi doğrularımı görmeye başladığım zaman; kafa yapım değişti, görüşlerim, hayata bakışım hepsi değişti. bunu yeni entrylerimde farketmişsinizdir zaten, ama yine de bu editi yapmak istedim.


sadece sahtekar!* hocaları asan, dersimde sadece başkaldıranları!** bombalatan kişidir. etrafta sadece kötüler olduğu için* ölene kadar seçimsiz koltukta oturan kişidir. cumhuriyeti getirip cumhurbaşkanlığı adı altında diktatörlüğünü ilan etmiş kişidir mustafa kemal. istiklal mahkemelerinin kararlarıyla asılan binlerce insanın sebebidir.

vesselam; tayyip erdoğan dikdatörse, mustafa kamal dikdatörün kralıdır.

edit: dikdatör tayyip'i normal gibi görmüşüm. yanılmışım, kızdırıp damarına bastıklarımdan özür dilerim.
başlık başa kalmış. ama dursun şöyle. fikrimiz madem beyan ettik üslubunca.

zaman olgusundan yola çıkarak bakılması gereken kişisel sorun. diktatör müydü? diktatör mü? soruları aslında net yanıta ulaşmamızı sağlıyor. şöyle düşünelim olgunlaşmamış hatta sınırlarına dair en ufak bir belirti dahi olmayan bir ideolojinin üzerine inatla giden mustafa kemal savaştan gün yüzü görmemiş bir hayat yaşamış. savaşlar bitmiş iç çekişmeler ve türlü entrikalarla uğraşmış bir lider olarak zaman zaman bir insan olduğunu unutmazsak ciddi hatalar yapmış olmasını kabul edebiliriz. hiç yoktan bugünün şartlarına kadar ülkeyi, mustafa kemal kökenli fikirleri zorlamalarla dahi olsa kullanan devlet büyüklerimiz iyi kötü demokrasinin ne demek olduğunu az çok halka anlatmış ve yaşatmaya çalışmışlardır. şimdi bir fikir düşünün en nefret eden bile sike sike kullanıyor. bir de bugüne gelip baktığımızda tayyip erdoğan'ın direkt bir diktatör olduğunu söyleyemesekte bu yönde eğilimleri olduğunu çok net dile getirebiliriz. güç odaklı bir insan karakterinin sağlıklı düşünmesini beklemek zaten imkansızdır. evine sarhoş gelip her gün kızım ya orospu olursa diyerek kızını döven baba gibi bir karakter ortaya sermektedir.

uzatmayacağım bu ülkenin bugünlere gelmesine çok büyük emekleri olan mustafa kemal ve hataları, diğer tarafta bugün gözümüzün içine baka baka bizi döven devlet baba koltuğunun sahibi var. ikisi de diktatör değil ancak birisine görüşünüz ne olursa olsun bugün müdahale edebilir ya da dur diyebilirsiniz. onun dışında horoz mu yumurtadan yumurta mı tavuktan tavuk mu migrostan yenir, çıkar çok önemli değil.

ayrıca günümüzde yaşanılan olayların iç yüzünü anlamayan / anlayamayan ya da anlamak istemeyen bir kişinin sadece okul kitapları ve bir kaç "abi" fikriyle atatürk'ü eleştirmesi acı verici bir durum. vicdan yahu.


yaşadıkları zaman, şartlar ve ülkenin olgunluk seviyesi düşünülerek karşılaştırmanın anlamsız kalacağı başlık olmuş ilk etapta. diktatörlüğün ne olduğunu iki kanıksamak gerekir. diktatör olmak için bile bile halkını öldüren bir başkan olmak gerekmez.

(vurgula: bir ülkenin başbakan'ı kendi ülkesinin evlatlarının ölmesine göz yumuyorsa o başbakan diktatördür.) sıkacağı biber gazından insanlar ölüyorsa o başbakan diktatördür. plastik mermileri direkt kafaya nişan alan polisleri varsa o ülkenin; o başbakan diktatördür. olayların büyümesi demek issanların ölmesi demekse; o başbakan diktatördür!
madem sorulmuş söyleyeyim, cumhuriyeti kuran devlet adamıdır."güya" yapmış olduğu herşeyi kendisinden 70 yıl sonra gelipte devletin başına geçenlerin demokratik olarak bu ülkeyi yönetebilmesi için yapmıştır.

ayrıca o zamandan açık açık mesajını yollamıştır okumasını bilenlere (vurgula: gençliğe hitabe) ile. ama tabi meyve risalesi okumaktan beyni komposto olmuş sevdiceklerin anlamasını beklemek ahmaklık olur.

misal bir alıntı yapalım ne demiş;

"cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler."

gözlerinden öperim cnm.

peşin not: 70 yıl ortalama alınmıştır hesap yapılmamıştır;)

bu tartışmayı önce şöyle değerlendirmek gerekir. türkiye'de maalesef benim düşüncem ya da adamımın yaptıkları yanlış evet ama bak seninki de yanlış mantığı ile tartışmalar yürüyor. işi atatürk'e kadar götürmeden akp-chp tartışması da bugün hala burdan yürüyor. dolayısıyla herkes kendi fikrine yakın olan cenahın yanlışlarını konuşmak yerine karşı fikrin yanlışları üzerinden kendini aklama yoluna gidiyor. bu tartışma da bu yönde saçma bir tartışmadır.

atatürk'ün "diktatör müsünüz?" sorusuna verdiği "öyle olsam bunu soramazsın" cevabını bugün tayyip erdoğan kullanmaya çalışıyor ki bu da tartışmanın temelinin ne kadar saçma olduğunu gösteriyor. atatürk'ü şimdilik bir kenara bırakarak tayyip erdoğan'a dönelim:

öncelikle bu adam ülkeyi 1982 anayasası, kurumları, erkleri, yargı sistemi ve bürokrasisi ile yönetiyor. bundan 11 sene önce seçilmeye çalışırken ve seçildikten sonra hükümet olduğunda hep bu sistemi eleştirirdi tayyip erdoğan. peki bu sistem neyi getiriyordu. erklerin gücünü üzerinde toplayan otomatik olarak medya gücünü de arkasına alıyor ve gerçek manada dikte rejimine yakın bir yönetim gösterebiliyordu. yani elde ettiği gücün verdiği güven ile istediğini yapabilen bir sistemi eline geçiriyordu. tayyip erdoğan'ın ilk seçildiği, önce abdullah gül'ün gölge başbakan olduğu tayyip erdoğan'ın yasaklı olduğu zamanı hatırlayalım. ülkedeki bürokrasiye, yargıya, medyaya ağır eleştiriler getiren bir erdoğan vardı. "hükümet oldum ama iktidar olamadım" diyen bir tayyip erdoğan. chp'nin ya da ahmet necdet sezer'in sürekli yargıya taşımasını yerden yere vuran bu sistemin kokuşmuşluğundan dem vuran bir erdoğan vardı.

net bir örnek mesela, yök'tür. abdullah gül'ün başbakan olduğunda milli eğitim bakanı olan erkan mumcu yök ve rektörlere adeta savaş açmış, "yök kalkacak" diyordu. sonra yapamadı. peki yök bugün hükümetin sorunu mu? değil. neden çünkü başındaki kişi artık erdoğan'ı rahatsız etmiyor ve üniversiteleri istediği gibi yönetebiliyor. bu da başta sonuna kadar karşı olduğu sistemin şimdi nasıl sorun teşkil etmediğini gösteriyor.

yargı meselesini ele alırsak da durum pek farklı değil. yukarda yök için anlattıklarımla aynı süreç gelişti aslında. iktidarının ilk yıllarında yargı güvenilmez diyen erdoğan iken, bugün aynını söyleyen erdoğan'ın muhalifleri oldu. referandum ile ele geçirilmiş yargı ne güzel de birden devletin en işlevsel kurumu haline geldi erdoğan'ın gözünde.

bu iktidarın ilk yılları ile son yılları arasındaki 180 derece iyiden kötüye evrilen kurumlar ve devlet erkleri medya gücü, bürokrasi, seçim sistemi gibi onlarca kalemde hep aynı süreci yaşadı. medya başta erdoğan için kötüydü şimdi ise tam tersi.

atatürk de dahil hiç bir lider erdoğan kadar güçlü olamamıştır cumhuriyet tarihinde. tüm gücü kendinde toplamamıştır. tüm devlet kademelerini, memurları, savcılarını, yazarlarını, dizi film yapımcılarına varana dek bu kadar elinde, kontrolü altında tutamamıştır.

mevcut sistemde ele geçen bu gücü elinin tersiyle itmek büyük bir olgunluk, demokrasinin iliklerine kadar işlemiş olması, güçten vazgeçebilmek gibi erdemleri gerektirir. erdoğan bu erdemi gösterememiştir. bugün elde ettiği gücü sonuna kadar kullanmak istemektedir.

atatürk ile karşılaştırılması bence talihsizlik. atatürk'ün yaşadığı şartlarla bugünkü şartları olumlu ya da olumsuz karşılaştırmak saçma. bu yanlışı erdoğan'ın icraatlarına bakıp onu 2. atatürk ilan edenler de yapar, o da atatürk gibi diktatör diyenler de.

mantığı bozuk başlık.
birincisi birinin diktatör olması diğerine neden bağlanmış, olsa olsa propaganda kaygısı. ikincisi mustafa kemal'in ne olduğu da sorun olmaz ancak soru olabilir. tüm bu saptamaların ışığında, bu başlığa görüş bildirmeyi kendi mantığıma ters bulduğum için reddediyorum. *
her şey zamanında değerlendirilmeli. tayyip o zaman başta olsaydı nasıl olurdu, atatürk bugün yaşasa nasıl olurdu diye bakmak lazım.
atatürk, çağdaş dünyanın geleceğini görerek zayıflamış monarşinin ülkeye daha fazla zarar vermeden yıkılmasını sağlamıştır. burada en fazla öne çıkan kişi olduğu için cumhuriyetin bekası ve türkiye'nin temellerinin sağlamlaşması için kendisini bilinçli bir şekilde öne çıkarmıştır. tek adamlıktan taze çıkmış bir toplumun bu demokrasi devrimini gerçekleştiren kişilere bağlılık gösterip bu zümrede öne çıkan kişiyi tek adam olarak görmesi olağandır.
recep tayyip erdoğan ise padişahlık fantezisi içerisindeki bir heriftir. bu yolda eline geçen her şeyi pazarlama aracı yapmakta, tüm engelleri medeniyetin sınırları içerisinde yok etmektedir. cumhuriyet olmasaydı birçok muhalif öldürülmüş, şu anda bile yılmış apolitik halk hepten sindiği için gezi parkı olayları bile gerçekleşmeyecekti.
birisi çağdaşlığın tüm gereksinimlerini karşılayabilecek bir halkı oluşturabilmek için padişaha alışmış toplumda tek adam olmuştur, diğeri çağdaşlıktan şeriata yönelen bir rejimde demokrasiye alışsa da tek adamları hep sevmiş bir toplumda tek adam olmak istemektedir.
2002 de neydi bugün ne halde türkiyemiz diye kıyaslayıp kendini haklı çıkaranlar 1920 li yıllarla şu anı mı kıyaslıyor? güldürmeyin allasen ya.
#299078 girdisi üzerine bir daha açıp okumak istemediğim başlık.* gidiyorum bu kardeşimi tüm samimiyetimle kucaklıyorum. klavyene sağlık.