kaptan

Durum: 2843 - 0 - 0 - 0 - 09.11.2017 01:56

Puan: 15288 -

10 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Admin.

Klasik bir giriş yapıp ''yağmurlu bir gündü'' diye başlamak isterdim aslında… Her zaman özenmişimdir… Ama gerçekten de yağmur yağıyormuş ben doğduğumda İstanbul'uma... Annem yağmurları gece saat kaç olursa olsun dışarıya çıkıp ıslanacak kadar seviyor olmamı buna bağlamıştır her zaman… 25 Nisan 1987'yi koparmışlar takvim sayfalarından… Zor bir döneme denk gelmiş başlangıcım... Babamın iflasıyla beraber, tıpkı benim büyüdüğüm gibi büyümüş bu aile içi yeni yapılanma… Her şey sıfırdan yapılmış... Avcılar maceramız başlamış... O zamanlardan belliymiş kalemimi kıracağım ama satmayacağım... Geceleri yastığımın altına koyarmışım kalemlerimi... Ve haksızlık etmezmişim bir yenisi geldiğinde eski kalemime... Bitene kadar kullanır, bittiğinde oturur düşünürmüşüm ''neler yazdım'' diye... Babam çok çalışmak zorunda olduğu için, babasızlığımı, babama dair çocukluğumda hatırladığım en güzel şey olan ''mağlup olduğumuz bir maç sonrası cebindeki son parayla bana forma alıp işe yürüyerek gitmişti 1 hafta'' anısıyla, Beşiktaş'la kapatmaya çalışmışım... Her maça babamı da cebime koyup yanımda götürmüşüm... Küçük bir okulda başlamışım eğitimime... Küçükçekmece Kumsal İlköğretim Okulu... Okula gittiğimde zaten okuma yazma biliyormuşum... Matematik derslerini daha çok sevmişim bu sebepten... Başarılı, efendi, herkesi çok seven ve bu sevginin karşılığını da alabilen bir öğrenciydin diye anlatır sevgili öğretmenim Ali Şahinkaya ve Fikret Kuşçuoğlu… Atatürküm ve canım vatanımla ilgili ilk sevgiyi burada aşılamışım yüreğime… Herkese kardeş gözüyle bakmayı da o zaman ilke edinmişim… İyilikleri de dokunsa kötülükleri de, kardeşim hepsi... 1996 yılında çok sevdiğim oyun arkadaşım... Kardeşim... Niko'm doğmuş... Onu büyütmüşüm sonra... Ağabeylik babalık oluvermiş... Hayatımda unutamadığım bir an olmuş 17 Ağustos... ''Sesimi duyan var mı..?'' Avcılar'da oturmak bana çok şey öğretmiş... Elden ele büyümüşüz arkadaşlarımla... Kocaman bir bina... Bir sürü komşu anne... Bir sürü kardeş... Bir sürü kayıp... 12 yaşımdaymışım arkadaşlarımı ''nefes alıyor'' diye enkazların arasında aradığımda... Üzerime çiy düştüğünde... Feryatlar kanlı topraklara karıştığında... 17 Ağustos 1999... 03:02... Sesimi duyan yok ne yazık ki... Bakırköy macerası başlamış ardından... Tabi ver elini lise... Gürlek Nakipoğlu Lisesi'nde öğrenciliğe başladığımda, Büyükadalı olmanın verdiği bir zevkle, Adalı Dergisi'ne yazmaya başlamışım... Lise aşkları... Hayata demir atan dostlukları derken siyaset ve ülke durumu dikkatimi çekmeye başlamış... O sıralarda haftada 1 kitap bitirirken, geçmiş siyasetine dönük araştırmalar ve merak, ders kitaplarından çok, bu kitapları okur yapmış beni... Dersler? Dersler hallice... İngilizce hariç... Üniversite sınavında yanlış tercihlerin kurbanı olup, kendi yolumu kendi çizmeye devam etmişim... Metin Yazarı olarak görev yaparmışım zaten uzun süre... Lise döneminde bile hatta... Artık yazılar daha sık siyasi olmaya başlamış... Kulvarımız belli olmuş... Sevdamız; tam bağımsız Türkiye... Kardeş Türkiye... Omuz omuza çarpışan... Birlikte yaşayan... Birlikte ölen... Zaman geçmiş... Yazma sevdam ve bu işten zevk alıyor olmam, bana hem reklam yazdırıp sattırmış, hem oyun yazdırmış, hem tiyatro yaptırmış, hem yazarlık... Sevmişim çocukluğumdaki gibi kalemimi... Asla birilerinin adına yazmamışım... Beynim hükmetmiş ellerime... Yüreğim tasnifini yapmış yazdıklarımın... Tribünde tanıdığımız dostlarla, bazen anılar, bazen yollar… Parasızlık bile bölüşülmüş… Acılar, mutluluklar… KARTAL SÖZLÜK doğuvermiş, yıl 2009, başlamışız büyütmeye… Evlat gibi sevmişiz, bizim olmuş, biz olmuş… İçindekiler aile olmuş… Umutsuzlara umut olmuş, karanlığa ışık… Siyaha beyaz… Hayatlar birleştirmiş, hayatlar kurtarmış… Babam işçi... Gurur duydum her zaman... Tulumumu giyip çok kez çalıştım yanında canım sıkıldığında... Bense mimari dekorasyon işleri yapıyorum, yaratmaya devam… Annem ev hanımı... Kardeşim 11. Sınıf öğrencisi ben Üniversite... Bir köpeğim var mini minnacık... Ha bir de kedim, siyah&beyaz… Küçücük bir evimiz var Bakırköy'de sevgiyle ısınan... Hepinizi bir çay içmeye beklediğim... Türkiyem var türkü türkü... Vatanım... Kardeşlerim var, hem de sayısı 70 milyon... En güzelleri siyah&beyaz… İstanbulum var aşık olduğum.. Bir de kalemim var... Bir de ''yüreğim...'' Onur duyarım ''ülkemi, insanlarını, Atatürküm'ü, Beşiktaşım’ı seviyorum... Sizlerle beraber aynı yolda yürümekten gurur duyuyorum...'' derken ölmekten... Ama yaşamak isterim... Çok şey var anlatacağım çünkü... Ha unutmadan; Son sözüm olacaktır “canım FEDA olsun sana BEŞİKTAŞ…” Ha bir de yine unutmadan; ''kalemimi hala yastığımın altına koyarım geceleri...'' Saygılarımla...
  • /
  • 143

alen markaryan

ajite yazılardan başka bir halt yemeyen amigo...
açık ve net söylemeliyim ki, ben alen'den daha iyi edebiyat yazarım...
ama ondan iyi edebiyat yapmam, bakın yapamam değil, yapmam...
karakterim elvermez...
bu hikayelerle de ancak, işin içerisinde olmayan güzelim beşiktaş'lıları kandırır...
zamanında bizi de kandırdığı gibi...

son mali genel kurulda, kendisini koridorda gördüm, hatta yanımda forzanarchy ve dingoc'da vardı...

tabi selamlaştık, sorduk, "abi hasreti ne zaman bitiriyorsun" diye...
cevabı kes;
"bu başkan gitmeden, ben tribüne dönmem"

biz bir tek şey öğrendik...
kimse de bana traş yapmasın...

futbolcu kötü oynar, kızar, küsersin...
taraftarla ters düşersin, taraftara kızarsın, küsersin...
başkan sana göre kötü yönetir, kızar, küsersin...

lakin;
beşiktaş'a küsemezsin..!

şu giderse, gelirim...
bu giderse, yarım devre izler, sonra çıkar giderim...
neeee güzel istanbul..!

sonra da bu yazıyı yaz...
ayak serçe parmağımı söyleyeyim de, bu yazılara o gülsün...

anaya babaya küsülür...
beşiktaş'a küsülmez..!

yazarların şu an dinledikleri şarkılar

beşiktaşın neferi

8. nesil yazar, hoşgelmiş sefa getirmiş...
gücümüze güç katacak...

(bkz:herkese benden çay)

hakaret sayılması için muhattap olması gerekir

küfür ettikleri bariz şekilde görünen fernando muslera, emre bölezoğlu ve mathieu valbuena'nın pfdk'ya sevkine gerek olmadığı kararı için yapılan açıklamadır...

selçuk inan'ın samsung'a dava açması

davayı kazanması halinde tüm tazminatın 1cent halinde ödenmesini temenni ettiğim durumdur...

beşiktaş'ta oynamış fransız futbolcular

(bkz: mustafa pektemek)
kendisi beşiktaş'a müthiş fransız bir futbolcudur...

vakitsiz öten horoz

(bkz: galatasaray spor kulübü)
kimse 8. hafta şampiyon olmuyor yavrum, gel babanın kucağına, üzülme...

evlat olsan sevilmezsin

tahminim o ki, erdoğan demirören'in, yıldırım demirören biraz vücuda gelmeye başladıktan sonra "allahım nerden yaptım bu hatayı" diye düşünerek sarfettiği cümledir...
ne yapsındır...
evlattır...
kendine musallat olmasın diye, bizim başımıza musallat etmiştir...

hakem hataları

yeryüzüne düşen ilk "beşiktaş'ı şampiyon yapmayalım" ibneliği...

beşiktaş taraftarının sevdiği futbolcu tipi

yenildiğinde ağlamaktan, takım arkadaşına yüklenilirken çatır çutur yapıştırmaktan, sevincinde tribüne atlamaktan, beşiktaş'ı biz gibi yaşamaktan çekinmeyen, olduğu gibi...

sımsıkı sarılmak

bilhassa haksızlığa uğrayıp yenildiği maçlardan sonra, beşiktaş'a karşı şiddetle ihtiyacım olan his...

yazarların dalgınken yaptığı saçma işler

yazarın, akılda kırk tilki dolandığı, morallerin bozuk olduğu, bilhassa da ağır hastalıklar nedeniyle oluşan dalgınlık durumlarında, normalde yapmayacağı saçmalıkları yapması durumudur...

misal bizzat ben geçtiğimiz hafta bitki çayı almak üzere mutfak dolabından sallama çayı alıp, yerine kumandayı koymuşum...
efsane...
sonra da "nerde bu si.tiğimin kumandası" diye evi ayağa kaldırdım...
kumandayı gözde bulunca, ölü taklidi yaptım tabi...

yazarların şu an dinledikleri şarkılar

iki kupayı unutma vefasızlık yapma

her beşiktaşlının günümüz muhasebesini doğru yapıp, nereden nereye geldiğimizi unutmaması için aklından hiç ama hiç çıkarmaması gereken pankart...

ya bi siktir git dedirten sözler

yazarların yapmayı çok istediği şeyler

norveç fiyortlarına gitmek...
girin bir bakın derim sözlük...

taraftarlık tarzını gündelik hayata yansıtmak

takımının renklerinde giyinmek...
bilhassa sevmediğin takımların ana renklerinde hiç bir kıyafet giymemek, aksesuar kullanmamak...

gece uyku kaçtığı takdirde yapılacaklar

sözlüğe girip, eski başlıkları incelemek...
zamanın nasıl aktığını, ve hayatında nelerin değiştiğini hayretle izlemek...

ayla

sektörde uzun zamandır böyle iyi yorumlar ve izlenme oranları almamış, henüz gösterime girmiş film...
konusu zaten merak uyandırıcıydı, ilgi de tuz biber oldu...
gidelim de tartışalım sonra...

pisuvara sıçmak

ilkokuldaki gerizekalı bir arkadaşımızın, denerken pisuvarı kırması ve kırılan parçanın üzerine düşerek götünü kesmesi ile sonuçlanan durum...
şaka değil la, o it yüzünden 1 gün boyunca, kızlar tuvaletini kullanmıştık...
o da 1 teneffüs kızlar, 1 teneffüs erkekler olmak şartıyla...
koridorlarda “kakamı altıma yapcaaam örtmenim” diye ağlayan arkadaşlarını gördü bu gözler...
  • /
  • 143

#dönüyoruz

nazım`ın dizeleri ile dönüşünün muhteşem olmasını dilediğim sözlük...

hoş geldin!
kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...
hoş geldin!
ayrılık uzun sürdü.
özledik.
gözledik...
hoş geldin!
biz
bıraktığın gibiyiz.
ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta...
hoş geldin.
yerin hazır.
hoş geldin.
dinleyip diyecek çok.
fakat uzun söze vaktimiz yok.
yürüyelim.....

Toplam entry sayısı: 2843

devlet bahçeli

cumhurbaşkanımızın kavgalı olmadığı ve anlaşabildiği tek devlet...

theaguila

gücümüze güç katacağına inandığımız iyi beşiktaşlı, iyi insan, yeni nesil yazar...
hoşgelmiş, sefa getirmiş...

cemree

candan öte candır, her daim yeri ayrı olandır, iyi beşiktaş’lıdır, spor dahil her konuda iyi şeyler yazacağına inandığım biricik kardeşimdir...
hoşgelmiştir, bu gezegeni yazacaktır..!
burada gülücük var...

matchinist

8. nesil yazardır...
hoşgelmiş, sefa getirmiştir...
bol bol yazması temenni edilendir...

volkan

newcastle adlı yazarımızın ismi...
kendisi artık ingiltere kartalıdır...
aramızda görmekten mutluluk duyacağımız sözlük emekçisi, hukukçu, adam gibi adam, muhteşem kaleci, adeta şeker duvardır...

beşiktaş

babam siyah derdi ben beyaz böyle başladı büyük aşk

nasıl heyecanlanırdım
çubuklu formalarımı giyip, annem elime ekmek arasını sıkıştırdığında
babam elimden tutup
bir eliyle de bayrağımızı salladığında
minik yüreğim yerinden çıkacak gibi olurdu
henüz 2 yaşındaydım seninle tanıştığımda

bu sevgi, sonradan gelmiş olamazdı
ibadet etmek gibi bir şeydi
öyle sessiz
öyle sadakatli
bir mabet inşa etmiştim minik yüreğime
derme çatma bir inönü gibi
her gün ziyaret ederdim seni

misket ve legolardan yaptığım maçlarda
tezahüratlarını söyler
gol olunca, sanki ali pas vermiş de
metin atmışçasına
evin bir köşesinden
diğer köşesine
delilik miydi bu
aşk mıydı adı
çocukluk muydu
yoksa zaten her beşiktaşlının içinde
biraz çocukluk var mıydı
çözemedim yıllardır

babam
bana beşiktaşı sevdiren
onu torununa miras bırakmamı isteyen adam
büyük bir iflasın ardından
her şeye sıfırdan başlayan adam

elim kaybolurdu elini tutarken
hatırlarım
nasırlı elleri, benim körpe ellerimi acıtır mı diye bakarken
hatırlarım
samsun ikinci golü atıp da maçı önde bitirince
üzülmeyeyim diye
cebindeki son parasıyla bana forma alırken
hatırlarım
benle maçlara gelemediği için
içten içe ağlarken

soruyorlar bana neden bu kadar önemli diye
biliyorlar ki bir tercih yapmam istenirse
hiç şansı yok tercih isteyenin
bilmiyorlar



beşiktaş benim babasızlığım
o çok çalışmak zorunda olduğu için gelemedi benimle maçlara
ama ben okullardan kaçıp
işlerden çıkıp gittim büyük sevdama
kaç kişiyi sildim
kaç kişiye çizgi çektim
alayına isyan
inadına beşiktaş

ne zaman yoluna düşsem ikinci evimin
babamı da koydum heybeme beraber
her gol olduğunda ona sarılıp
her yenildiğimizde omzunda ağladım onun
bana sormayın neden bu kadar önemli diye
hayata dair eksikliklerim benim o
babasızlığım bir parça
depremde kaybettiğim arkadaşlarım

ben gülüyorum onunlayken
ona giderken
onu düşünürken
nefret ettiğim sigaranın dumanı bile
cennet kokusu geliyor deplasman otobüsündeyken
hani dolmabahçeye inerken
hani fenerbahçeye
beşiktaşlılar bilir de neyse

bana sormayın neden bu kadar önemli diye
delilik mi bu?
çocukluk mu?
ama zaten söylemiştim üst satırlarda
her beşiktaşlının içinde vardır bir parça çocukluk
ama baba yüreğidir de aynı zamanda
sever de
döver de
ama kalbidir

bana sormayın ya bir şey olursa sana diye
olmaz
kardeşlerim oradakiler benim
aynı anadan, aynı babadan olmak değildir derim
doğrudur
ben ne acılarımı paylaştım orada
yine bir ben bilirim
ayhan ağbinin bir lafı var ya hani
anlatıyor her şeyi aslında
ben beşiktaş yenildiğinde bile keyif alıyorum
öyle ki küçük bir çocuk gibi sarılmak, korumak istiyorum onu
başkalarının ki gibi değil bu
onların ki orta oyunu




sen benim babasızlığımsın kara kartalım
sen, elleri nasır tutan babamın
çalışmak zorunda olduğu için oğluyla geçiremediği zamanlarısın
ufak bir çocuğun umut dolu ekmek arasısın
munzurluğumsun bir parça
ama umudumsun

bugün tarih 07.08.2009 cuma
günlerdir gazeteler 123456789 bir araya gelecek
kaçırmayın diyor
oysa gazeteler de bilmiyor
şampiyon bugün sahaya iniyor
ve ben
babacığımla birlikte
en büyük aşkımızı
en büyük tutkumuzu
en büyük sevdamızı
hayata dair en önemli ortaklığımızı
ufak bir duble rakı ile
merak ile
özlem ile bekliyorum

ve yıllardır yeni açığın üzerinde duran o güzel pankartla bitiriyorum

edirne köprüsü taştan var mı büyük beşiktaştan?
var mı? duyamıyorum

tüm beşiktaşlı kardeşlerime selam olsun
ama en çok babama

sözlükten soğutan şeyler

teknik hatalara yorum yapmamakla birlikte, tanıdığım, tanımadığım, aynı fikirde olsam da olmasam da, yüreği aynı renk olan insanları bir arada barındırdığı...
hayatıma hepsinden bir renk, görüş, detay katmamı sağladığı...
hastalıkta, sağlıkta, düğünde, cenazede, eşikte, beşikte, döşekte, etrafıma baktığımda, burada tanıştığım birçok dostumu gördüğüm için...
katılmadığım durumdur...
ama saygı duyarım tabi ki...

samet aybaba

anasını satıyım sanki her sene şampiyon oluyorduk da bu adam gelip bizi zirveden koparacak dediğim başlık ve şahıstır...
yok kardeşim para yok pul yok, ne bekliyorsunuz...
elin herifi günde 1 milyon lira satış hedefi koyup 1 milyonun üstünde satış yaparken, bizim feda'lar 60.000'de kalıyor...
kimi getirsinler lan morunhio'yu mu..!
bırakın abi bu işleri...

2015 ygs sınavında gayrimüslimlerden gavur diye bahsedilmesi

aşağıda paylaşacağım ve ciddi ciddi sorulmuş, hatta direk bu sınava giren, çoğunuzun tanıdığı, kardeşim niko, nam-ı diğer q7uaresma tarafından cevaplanmak zorunda bırakılmış soru...

galata karakolu tabur ağasına müracaat eden bir hristiyan, kendisine gâvur diyen bir müslümandan şikâyetçi olmuş, bunun üzerine tabur ağası, müslümanı karakola çağırarak "oğul, anlatamadık mı? şimdi tanzimat var, gâvura gâvur denmeyecek." demiştir. buna göre osmanlı devleti ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

a-)millet sisteminin uygulanmaya başlandığına
b-)kanunuesasi'nin ilan edildiğine
c-)müslüman olmayanların yönetime katıldığına
d-)avrupa devletlerinin müslüman olmayanları kışkırttığına
e-)din ve inançlarından dolayı kimsenin aşağılanmayacağına

bazen kelimeler gelir, boğazına düğümlenir hani...
öyle bir durum...
yutarsın...
susarsın...
ama unutmazsın...
öyle bir durum...
gavurun kelime anlamı, dinsiz, allaha iman etmeyen...
ne güzel, 17-18 yaşında çocukların zihninde gavur oluverdik bir anda...
hepsi bu kadar basit...
ama beni öyle görenlere birşey söyleyeyim mi;
25 gündür oruçluyum...
daha da önümde 25 gün var...
orucumu önce allah için tutuyorum...
sonra da bazen nefsime yenik düşüp burun kıvırdığım nimetlerin kıymetini anlamak...
aç olanın halinden anlamak...
peygamberlerin, inanç uğruna çektiklerini anlamak...
şükretmek için tutuyorum...
kaptan mağara adamı mıyım lan ben...
duvara, dağa taşa mı iman ediyorum...
hak mı yiyorum, mal mı çalıyorum...
işçimden kısıp, kendim zevki sefa edip, sonra da koştur koştur ibadete mi gidiyorum...
ben bundan 10 yıl önce sormazdım kim alevi, kim sünni, kim şafii, kim yahudi...
bilmezdim kim kürt, kim türk, kim arnavut, kim çerkez, kim laz...
ben dostlarımla oruç tuttum, namazda saf tuttum, bayramlarda onlarla oldum...
onlar ben, ben onlar oldum...
ve inançlı bir hristiyan olarak kendine müslüman diyen bir çok insandan da daha fazla müslüman oldum...
bu mu şimdi mükafat...
yazıklar olsun...
yazana da, yazdırana da, sorana da, buna inanıp, böyle düşünene de...

fikretgitsin

birini göndermeye bu kadar meyilli olmayın dediğim başlık, hastag ne sokumsa...
arkadaş ben fikret orman'cı değilim, bana ne...
ama kabul etmek lazım, bu adam olmasaydı, huni'ciler, beşiktaşlıyım deyip başkanın göt yalayıcılığını yapanlar, bu kulübü kayyuma götürürdü...
ben şöyle yapardım, böyle yapardım demekle olmuyor bu işler...
ulan bu borç demirören'den kalma borç...
bunu diyenlerin kaçı acaba bilet alıp maça gidiyor...
neymiş efendim passolig taraftarı fiş..... ya hassiktir ordan...
konuşmaktan başka katkısı yok kimsenin, o gitsin, bu gitsin...
bekara karı boşamak kolaydır beyler...
sakin sakin...

vatan haini

8 haziran 2014 türk bayrağının indirilmesi

sözlük formatına uyulması için yıllarca emek vermiş biri olarak, alt metinlerde format dışına çıkacağım, lakin üst metinde nefretle kınadığımı bildirdiğim, utanç verici durumdur...

bayrak olayına nasıl bakıyorsun diyorlar, şöyle bakıyorum;

aslen rum'um bilen bilir...
hatta çeyrek de ermeni...
ırkım, ural altay dağlarından, oğuzların kayı boyundan gelmiyor...
bildiğin roma kökenliyim...
bu topraklarda türk'ler yokken de vardım...
lakin zaman değişti, topraklar alındı verildi, giden gitti, gelen geldi...
10 göbeğe kadar kaydım var, varın gerisini siz düşünün, daha da bakmadım...
ama biliyorum;
ben bu bayrağın altında doğdum..!
bu vatanda doydum, sevdim, dost oldum, kardeş oldum, abi oldum, taraftar, yazar, insan oldum, aşık oldum...
rum asıllı türkiye cumhuriyeti vatandaşıyım...
ve türkiye cumhuriyeti vatandaşlarına türk dendiği için türk'üm...
her sabah okula girerken, andımızı okuduğumda da, bana bir ırkın dayatılmaya çalışılmadığını biliyordum...
türk'üm, doğruyum, çalışkanım demek ne güzel..!
bunu gururla da söylüyorum...
yıllarca birlikte oruç tuttuk, dua ettik, ben sizle camiye, siz benimle kiliseye geldiniz, bazen uzo içtik, bazen yeni rakı...
benimle, anlamını bilmediğiniz şarkılara hüzünlendiniz, sevindiniz...
yumurta tokuştuk, çörek yedik, ağladık, güldük, sen ben değil, biz olduk...
bunları söylerken ben, sirtaki yapıyorum, anadilimde konuşuyorum, kiliseme gidiyor, orucumu tutuyorum, rumca dinliyor, rumca söylüyorum...
bunları yaparken kendime ait mahkeme, kendime ait meclis, kendime ait milli eğitim, oturduğum yerin altındaki petrolden pay, bölgesel belediye ya da toprak istemiyorum...
bunu istemememin, ülkedeki herşeyin doğru gittiği anlamına gelmediğini biliyor, yeri geldiğinde özgürce eleştiriyorum...
dünyanın hiçbir yerinde yokken, devlet içinde devlet olmak isteyip, dağlara çıkıp, birbirimizi vurmak niyetinde olmadım asla...
vakti zamanında ben de haksızlıklar yaşadım, ötekileştirildim...
lakin asla ihanet etmedim, koskoca bir millete, bu ayıpları genellemedim...
bu bayrak altında yaşamaktan asla gocunmadım, gerilmedim...
bunun ideolojik bir tarafı yok, yüzyıllar önceki hesapları, bugünün normlarıyla yargılayamayız, yargılarsak herkesin haksız olduğu taraflar olur, olacaktır...
işin özü bu bayrakta hepimizin kanı, canı, emeği, ölüsü vardır...
şimdi;
o puşt, bayrak direğine çıkacak kadar büyüdüyse...
o direkten indirilecek kadar da büyümüş demektir..!
benim ülkemin marşı, ölüme giden şehitleri gibi dimdik ayakta dinlenir...
benim ülkemin bayrağının yeri;
göğün en tepesidir..!

bırak indirmeyi, indirmeyi "düşünen" babam olsa;
anlamam, tanımam, acımam..!

demba ba

bir hristiyan olarak hunharca "ya allah bismillah allahu ekber" diye bağırmama vesile olan, ve bu hareketiyle 1500 sevap puan kazandığına inandığım, canımız, kanımız, kara boğamız, siyah incimiz...

ezan

çoğu zaman uzun uzun onu dinleyip uyuduğum...
bana tanrının varlığını, kudretini ve büyüklüğünü hatırlatan güzel çağrı...

sözlük yazarlarının garip huyları

yeni yıkanmış (ıslak) çatal kaşık bıçakla asla yemek yemiyor olmamın örnek teşkil ettiği durum...
Henüz takip ettiği biri yok.