last director

Durum: 2763 - 1 - 0 - 0 - 30.11.2017 14:26

Puan: 28591 -

6 yıl önce kayıt oldu. 3.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 139

passolig

türkiye futbolundaki taraftar şiddeti, çirkin ve kötü tezahürat olaylarını bitirmek için tasarlanan proje.

uygulanmaya başladığından beri işe yaradığını henüz göremediğimiz uygulamadır aynı zamanda.

aracı kurumu aktif bank'tır.

aktif bank da reza zarrab'ın kendi itirafı (ya da iftirası) üzerine öğrenilmiştir ki dolandırıcıların en büyük finans kaynağıdır.

şu anki üye sayısı; 3.380.101

çözüm bulduğu şey ne ola acaba

ah muhsin ünlü

şair şahsiyet.

karıcığım bana eroin koya

rabbim şimdi bir polisi tutuklar gibi
değişik bir hayvan tıkanıyor göğüslerimde
menşei cam çocukların haysiyetiyle
pasiflora anlamında tiren koşayım

koşayım filmlerin adı bu olsun
şehre laciverd bir ceket gibi yakışsın yağmur
rabbim gör rabbim duy rabbim bağışla
rabbim kızın annesi bankada memur

sol yanlarım cumartesi küle çalışsın
mason teşkilatlara çapsın bisiklet
titreyeyim muştalara sapayım kopkor
rabbim kız okula geliyor, yaşasın cumhuriyet!

işte yeniden gür bir kapsül sürçsün eşikte
al sakallı bir kelebek başlasın bitsin
bu kestiğim sn kardeşim surları kesin
hayır judas düğünüme gelmeyeceksin!

semerkandı denetleyen bir dedektif mor
yar göğsüne salmadığım şu pürüz sicim
sakis dahi peşindedir bir kur’an’ım vor
eh onu da siyah kotumla giyeyim rabbim!

rabbim o tarz bir tiyatro gelsin bu şehre
haddinden fazla mermi küvezden seksin
rabbim rabbim ben de sordum sarı çiçeğe
ah beni de şu direğe bağlayın gitsin!

işteşimdi kör bir masat yorumluyorum
ham meçlere seyrediyor gözbebeklerim
öğrettiğin trenlerle baştan çıkayım
lübabeyim lübabesin lübabe rabbim!

29 ekim cumhuriyet bayramı

tüm ülkenin başına gelen en güzel şey

iyi bayramlar sözlük

jeremain lens ve gary medel'in oyuna girmek istememesi

kimsenin neler olduğunu net açıklamadığı olay.

lens durumla ilgili olayı inkar etmeyen tuhaf bir açıklama yapmış.
"söylentileri duydum ve herkesin bilmesini isterim ki her zaman severek oynayacağım ve elimden gelenin en iyisini yapacağım"

öyle bir şey yaşanmadı veya yaptım özür dilerim veya günümde değildim veya iyi hissetmiyordum veya faydalı olamayacağımı hissettim ondan istemedim gibisinden bir ek gerekiyordu bence.

tolgay arslan

supersub

nedense 11'de başladığında sıkıntı yaratıyor ama sonradan girince adam maçın kaderini değiştiriyor inanılmaz etkili oluyor.

biraz daha 11 deneyimi artmalı sorun o mu bilemiyorum ama kesinlikle üst düzey bir oyuncu olduğunu düşünüyorum.

anderson talisca

genç yıldız.

hani bazen sabahları uyanırsınız ve anlamsız bir keyifsizlik vardır üstünüzde, hava kapalıdır, tatsız takılırsınız gün boyu. hah işte o ruh hali var ya o bugün * talisca'da vardı.

canım sen yıldız olacaksın, ileride olmaz böyle.

jeremain lens ve gary medel'in oyuna girmek istememesi

28 ekim 2017 aytemiz alanyaspor beşiktaş maçında yaşanan olay.

beyefendiler maç 2-1 olduktan sonra hoca önce lens'i çağırıyor o oyuna girmek istemiyor ardından medel'i çağırıyor o da oyuna girmek istemiyor, devamında necip'i oyuna alıyor.

kaynak: övünç özdem

edit: şenol güneş: "her zamanki gibi yanlış görmüşsünüz, tercihim necip'ti" demiş.

28 ekim 2017 aytemiz alanyaspor beşiktaş maçı

oğuzhan çıktıktan sonra tolgay'la daha dikine ve dinamik bir oyun oynayarak topu uzun süre rakip alanda tuttuk, bu da rakibi bunaltı.

bu maçta bir kez daha görüyoruz ki ne yazık ki negredo'dan bi bok olmayacak arkadaşlar. çok hantal, çok kalas bir oyuncu. golü atmış olması iyi futbolcu olduğu anlamına gelmez, almeida'yı iyi futbolcu yapmadığı gibi.

her maçta bu negredo'nun maçı bu negredo'nun maçı diye diye 10. haftayı bulan arkadaşlar ben demiştim diyebilir, sene sonunda da ben söylerim bir şey olmaz.

beşiktaş özgüvensiz bir top oynuyor. atakları bitiremeyeceğini hissettiriyor tüm oyuncular. fakat deneyimli ve dinamik yapısıyla rakibe de çok topla oynama şansı vermediği için özellikle 75'ten sonra maçın döneceğini hissettirdi. bunu daha uzun süreye yayması lazım beşiktaş'ın. yoksa takımdan da bi bok olmaz uefa'yı zorlarız yıl sonunda. bu da acı ama gerçek.

28 ekim 2017 aytemiz alanyaspor beşiktaş maçı

golü yiyene kadar top ayağımızdaydı, erken gelen gol takıma özgüven getirdi, rahat pas yapıyorduk, oğuzhan özlediğimiz dikine oynayabilen, takımı ileriye taşıyan bir oğuzhan'dı. fakat golü yedikten sonra bir anda saçma pas hataları, topu sıkıştırmalar başladı. oğuzhan gene geriye pas atmaya başladı.

hücum oyuncularımız hiç ortada yok.

net penaltımız yendi, hakemler korkaklığa devam ediyor, her zaman söylüyorum türkiye'de bir iki hakem hariç eyyamcı hakem yok hepsi yeteneksiz ve korkak hakemler. çok fazla etkileniyorlar. çalmaya korkuyorlar, bir de bunlara düşler tiyatrosunun başrol oyuncusu gibi göze sokmak için quaresma'nın artistik düşüşü eklenince, gözünün önünde olmasına rağmen çalmamasına sebep oldu.

pepe ilk yarıda şunu gösterdi, rakip hücumcunun aklından geçen şeyi değil aklından geçecek olan şeyi bile biliyor bu adam. çok başarılı müdahaleleri vardı. yanında bir "şovmen" veya "süper kahraman" (artık ne derseniz) değil de sadece işini yapan bir stoper olsa ve böylece pepe onun açığını kapatmayı bırakıp sadece kendi işini yapmaya başlasa takıma katkısı daha da artacaktır.

ikinci yarıda beşiktaş'ın hücumcularının daha hareketli olması lazım, talisca gününde değil gibi, heyecansız, biraz kendine gelse, cenk'i koştursalar bir şeyler olabilir. alanya temiz oynamaya çalışıyor, beşiktaş tempoyu arttırırsa galibiyet göremezsek bile nihayet güzel bir lig maçı izleyebiliriz

futbol sevmeyen erkekler

futbol sevmediğini belirten erkektir. kadın versiyonu da vardır bunların. çünkü zevk meselesidir, üzerinden homofobik espriler çıkarmak yanlıştır. böyle şeyler görünce türkiye futbolu erkekliğini kanıtlamak için seven erkekler olduğunu düşünüyorum, olabilir bak bu, bir sorun kendinize belki o kadar da sevmiyorsunuzdur?

28 ekim 2017 aytemiz alanyaspor beşiktaş maçı

sözlükteki iyimser kardeşlerimi gördükçe ne güzel insanlar var ya dememi sağlayan maç.

gol yemeden alanya deplasmanında 4 atacağımızı yazmış bir tanesi.

inşallah be yazar kardeş, keşke olsa da izlesek.

ama olacakları söyleyeyim, leşleştirilmiş bir sahada sert bir futbol oynanırsa gene hüsran olur. şimdi biz diyoruz ya yenin seri gelecek akacağız falan, futbolcular da öyle diyor, hani basında haberleri izliyoruz gaza geliyoruz ya, futbolcular da gaza geliyor. sonra ne oluyor? hakem bir hatalı karar veriyor, akıllara caner geliyor, talisca geliyor geriliyor bizimkiler. sonra öve öve bitiremediğimiz o yüreğiyle oynayan cengaver tosic gaza geliyor, halbuki yüreğinle oynama aklınla oynasan yetecek de işte şov ruhumuzda var... küçük bir hata, çakal bir forvetle birleşince "fıtbılın kıtılı tırk hıkımlırı" diye ağlıyoruz.

umarım çıkar, ona buna karışmayan, caner gibi, zaman zaman cenk ve oğuzhan gibi takımı hakemle uğraştırmak zorunda bırakan oyuncular olmadan ya da bu yolu kullanmadan, rakibe takıp antin kuntin hareketler yapmayan bir quaresma ile güzel bir maç çıkarırız.

açıkçası izlemeyi tercih etmiyorum, caner olmadığı için belki izlerim ama ben böyle rezil, ota boka hakeme ağlayan bir futbolcu grubunu izlemek istemiyorum. fener maçı fener maçı. tamam geçti bitti, hakem bizi mahvetti evet, devam et abi, bu mu büyük takımlık. beşiktaş bu maçtan da yenilmek veya puan kaybetmek için kendisine bir bahane bulur gibime geliyor. hiç olmadı monaco maçı oyuncuların aklında falan deriz yani, ne olacak

bug

hata anlamına gelen, sosyal medya sayesinde dilimize yerleşmiş kelime. bir örnek;

(bkz:buraya başlığı yazın)

mansur yavaş

melih gökçek

tek adamlık gösterisinde, "yaptım oldu" algısı oluşturma çabasında kullanılan son isim.

bakalım karşılığında ne alacak, yakın zamanda görürüz, pazarlıksız hiçbir şey vermez bu adam kimseye

iyi parti

türkiye'deki misyonu bir, direnirse iki seçim olacak olan parti.

uzun bir öngörüdür. arzu eden direnir okur.

akp, mhp ile açık bir şekilde görünüyor ki bir anlaşma yaptılar. mhp'nin ya da bahçeli'nin bu anlaşmadan karı meral akşener'in partiyi olağanüstü kurultaya götürmemesini sağlamak sözüydü. bunun karşılığında mhp, akp'nin istediği birkaç meseleyi meclisten geçirecekti, son dönemdeki şeyler herkesin malumu zaten.

biraz daha geriye gidelim.

son seçimde, türkiye'nin hepsini türk varsayan mhp, insanlık tarihinde yeri olmadığını varsaydığı kürtler tarafından milletvekili sayısı olarak geçilmiş, rezil kepaze edilmiş, un ufak olmuş, hdp topu eline vermiş gidin şu en köşede çift kale maç yapın demiş, utancından istifa etmesi gerekenler dışında herkes birer keder sigarası yakmıştı.

durumu akp ile ittifak sağlayarak kurtarmaya çalışan mhp, kendi tabanını iyi bir oranda akp'ye kaptırmışken, bahçeli'ye direnen hatırı sayılır kesimi de kaybedebileceğini hesaba katmadı ama akp planlarını ince yapıyordu, çünkü türkiye'nin siyasi strateji oluşturma lideri akp'dir. bu konuda çok başarılılar.

mhp tabanının desteklediği, arzuladığı isim olan merak akşener'in, mahkemeden mhp kurultay'ına iptal kararı gelince partideki geleceği tamamen bitmiş oldu.

peki sonraki aşama neydi?

devlet bahçeli rahatlayacak muhalefeti kalmamış olacaktı, meral akşener yeni ve güçlü bir parti kuracaktı, herkes mutlu ancak akp daha bir mutlu.

büyük ihtimal oy bölünmesi ile barajı geçemeyecek olan bir mhp engeli ortadan kalkacak, böylece akp kimseye bir söz vermek zorunda kalmadan meclisteki çoğunluğu sağlayacak.

peki ama kendi tabanındaki bıkkın isimlerin kaçma ihtimali?

akp kendi tabanının da inceden inceye söylenmeye başladığının farkında, her seçim öncesi kemik %30-%35 oyuna bir şekilde oy katan akp, bu kez kendi kemik oyundan da çekiniyor. bu kadar kabuk değiştirme merakı da buradan geliyor zaten. kendi tabanı nereye kayacak?

yıllardır yıprattığı ve hepsinden kazandığı chp, mhp ve hdp oyları, oralara geri dönemez. sadece kendisi gibi yeni bir çıkış arayan iyi partisi var seçenek olarak.

fakat bu da düşünülmüş bir şey. elinde çok güzel bir koz var, fetö.

doğrudur yanlıştır önemli değil, ancak yıpratmak için, en azından günümüzde güzel bir yöntem.

iyi parti, mhp'yi bölecek kadar güçlünmesine izin verilecek, akp'yi sarsmayacak kadar yıpratılacak.

söylentiler, hükumet tarafından yöneltilmeyen fetö suçlamaları vs seçim süreci başlayana kadar ara ara verilir. medyada ince, çok takibi yapılmayan, ancak fikir yaratacak ara ara birkaç karalama haberi yapılır. seçim süreci başlayınca duruma göre meydanlarda tayyip erdoğan bizzat fetö ile suçlamaya başlar, o zaman gelene kadar mhp ve iyi parti zaten oylarını bölüşmüş olur.

bu yüzden iyi parti'nin türkiye'deki misyonu bir, direnirse iki seçimdir.

23 ekim 2017 beşiktaş medipol başakşehir maçı

kaybetmenin beşiktaş’ı dışarıda bırakacağı ama kazanmanın da tek başına şampiyonluk anlamına gelmeyeceği maç. yani bence öyle medyada özellikle dünkü maçtan sonra yüklenen, “kazan bitsin”, “allah allah saldır beşiktaş” “bitir şu işi” modunun baskı amaçlı olduğunu düşünüyorum. lige tutunmak için bir fırsatı var beşiktaşın, şampiyonluk için değil.

kadro seçimi önemli bir rol oynayacak, oğuzhan’ın takımın kesilemeyecek ismi olmadığını hissetmesi, takım ve kendisi için iyi, tolgay’ın da artık forma geldiğinde ben bu işi halledebilirim mesajını vermesi lazım. ikisi için de tolgay oynarsa başarılı çıkarımları olabilecek bir maç.

şu lens’in ısrarla quaresma’nın yedeği olarak lanse edilmesi anlam veremediğim konulardan biri. formda, yüksek eforla oynayan, çabalayan bir cenk tosun var, kanada çekerek verimliliğini düşürüyorsun. iki ihtimal var, talisca’nın solda olduğu bir 4-4-2 veya lens ve quaresmanın aynı anda sahada olduğu 4-2-3-1.

taliscanın ortada olmadığı maçlarda forveti besleme sorunu yaşadığımız aşikarken, cenk’ten kanat yaratmak yerine bir kanadı ters tarafta oynatmak daha mantıklı.

güntekin onay

ntvspor ve rıdvan dilmen’in freni olduğunu, kanaldan ayrıldığında anladığımız beşiktaşlı spor yorumcusu.

sonunda twitter’a geldiği için de mutluyuz.

#dönüyoruz

tarifsiz ve ansızın ve belki nedensiz bir heyecan yaşatan durum.

anlamsız bir çocuk sevinci nidasıyla karşıladım bu haberi. sanki içinde beşiktaş’ı bulunduran tüm anılarımı, tüm sevinçlerimi, heyecanlarımı, kederlerimi tamamlayacak şeyin ne olduğunu şimdi öğrenmişim gibi. hep aranan o şeyin yıllar sonra bulunca özlenen olduğunu fark etmek gibi. tüm bu öznede yaşadıklarımı hep içime atmışım, her kızgınlığımı, her tribimi sessizleştirmişim, hep küsmüşüm de hiç kendime dahi söylememişim, sanki en başından beri içinde beşiktaş geçen bir muhabbette sıcak bir dost selamı arıyormuşum da hepsi aroması az kalmış bir yemek tadı veriyormuş gibi.

işte şimdi bir uçurtmanın heyecanı doluyor içime, çünkü koşmanın daha güzel olması bu yüzden.

şimdi rüzgar yüzümü acıtmıyor, umutlarımı yükseltiyor ve özgürleştiriyor gökyüzünde.

hoş geldik, ne iyi ettik.

last director

bu entry ile ilk defa prensip dışı bir hareketle kendi adının başlığına entry giren yazar.

yazın kapkara haykıran puntolarla last director yazmaya devam ediyor, hala

has parti

genel başkanının ani bir transferi ile adını pas parti olarak değiştirmiştir.

(bkz: paranın sesi partisi)
  • /
  • 139

iyi parti

kurucu başkanları çıktığı programda karl popper, habermas, daron acemoğlu, ayşe buğra*, foucault referansları gösterince taha akyol'u "bir milliyetçiden bunları duymak.." şeklinde şaşkınlığa gark etmiştir. ancak bu kurucu genel başkan, kendisiyle ilgili karalamalara istinaden bir mitingde ise, "benim iffetime bir şey söylenirse bunun cevabını vermek önce kocama sonra oğluma vazifedir," merkezli şiddetten beslenen, popülist ve cinsiyetçi bir laf söylemiştir. çünkü taban iğrenç bir gazla çalışıyor. hatırlarsınız, yakın zamanda mafyöz bir zat on altı yaşındaki çocuğu istismar etmişti, iyi parti'nin de tabanını oluşturan milliyetçi kesimin yayın organı, haberi pedofili vurgulu değil de "sinan oğan'ın yakın adamı ibne çıktı" manşetiyle vermişti. çünkü sağcılık, zaten doğası gereği ayrıştırıcı, x'in y'den ayrıcalıklı olduğu görüşüne dayandığı için ve tarih boyunca yaptıkları şiddet yanlarına kar kalmış bu taban da kendi tayfasının bir başkasının vücut bütünlüğüne yaptığı ihlali, tekil zorbalığı, güçsüzü ezmesini umursamıyor hatta erkeklik göstergesi olarak görüyor. eee.. bu saydığım eylemlere bir de penetrasyonu eklediğinde ise tecavüz olmuyor mu zaten? şimdi bunların taban bu. buna bir miktar muhafazakar bir miktar da denyo chp'li ekleyince sana iyi parti'nin seçmen kitlesi çıkıyor.

bu bağlamda meral akşener'e bakınca, felsefi referanslar veren bu başkanın bugün atatürk, yarın hayırlı cumalar propagandası yaparak oy toplayacak sığlıkta olması çok üzücü. peki sadece üzücü mü? erbakan'ın milli görüş gömleğini çıkartan tayyip erdoğan ve abdullah gül'ün başı çektiği yenilikçi tayfayla akp'nin kuruluşunda yer aldı. öncesi çillerli dyp. ülkenin en karanlık sır küplerinden ağar'ın susurluk skandalından sonra içişleri bakanlığını bırakmasının ardından içişleri bakanı oldu. partide köksal toptan'ın yanında yer alıp çiller'e muhalif oldu, kaybetti. ağar'la yakınlaştı. sonrasında ise benzer dalgalı bir spektrumu var meral akşener'in.
sözlük jargonuyla konuşmam gerekirse meral akşener=burak yılmaz. paragraf başında sorduğum üzücü olup olmadığı sorusuna ek olarak meral akşener tehlikeli de. çünkü parlamenter sistem, demokrasi insan hakları, refah, her alanda özgürlük gibi nihai kriterler kadının sikinde bile değil. yanına alsın ali türkşen gibi işkenceyi savunan, devletin insan onuruna aykırı fiilinin nasıl çözülmelere neden olacağını öngöremeyen militarist tipleri. belki de bu adamlar, kendilerine biraz hukuk ve insan hakları eğitimi verilse akıllanacak iyi insanlardır, bilmiyorum. ama yanında yer aldığı insanların çeşitliliği ve kalibresi ile felsefi bilgisine rağmen sakil popülist söylemleri sonucunda meral akşener'in kesinlikle iyi biri olduğunu ya da söylemeyi çok sevdikleri o vatan, millet, devlet retoriğindeki kavramları bilse bile umursadığını düşünmüyorum.

iyi parti'nin vaatlerine de baktım. bu rejimde kurulmuş yeni bir partinin söyleyeceği temel vaatler olsa da birçok eksik ve detaya girmeme gözüme çarptı. bu konuda chp'ye benzettim. izninizle, chp detaysızlığına/dandikliğine birkaç örnek vereyim. 1- chp'li bülent tezcan'ın, tayyip erdoğan hakkında "faşist diktatör" tanımı yapsa bile asıl önemli husus olan, tayyip erdoğan'ın hangi fiilleri onu bu tanımı yapmaya ittiğini söylememesi. 2- uğur dündar'ın sunduğu halk arenası'nda gaza gelen hüsnü bozkurt'un coşkuyla "onları denize dökeceğiz" demesi. 3- taşak konusu olduğu dindar kesimin gözünü boyamak adına kılıçdaroğlu'nun ithal etler için yaptığı popülist besmelesiz kesim yorumu. 4- adalet yürüyüşü'nde gazetecilerin haksız tutuklu oldukları chp'liler tarafından söylense de
iddianamelerdeki suçlamalar ile delilsizliğe değinilmemesi ve yalaka basının yaptıkları ile tutuklu gazetecilerin karşılaştırmasının yapılmaması. jogging yapar gibi yüründü, mustafa kemal'in askeri olundu ve dönüldü.
takip ettiğim kadarıyla iyi parti'de de bunu gördüm. chp'ye istinaden biraz daha fazla bayrak sallanır ve bayraklarda atatürk logosu olmaz. ancak bu denli karalamalara, tehditlere engellemelere rağmen iyi parti'nin kurulabilmesi takdir edilesi. akp'liler parti için sabun köpüğü dese de iddialı bir parti olduğunu bildikleri için bu kadar yıpratmaya çalışıyorlar. meral akşener buna direndi. kılıçdaroğlu bu konumda genelde geri vitese takıyor. akşener, kulis oyunlarını da iyi oynayacağa benzer. parlamenter sistem için güçlü bir partinin varlığı iyi gibi görünse de demokratik bir parti değil iyi parti.

söylemlerinin içinin dolu olduğu ve nabza şerbet vermek yerine vizyonuna sebat eden iki lider var: toker ile demirtaş. hatta hdp'liler bu konuda akademik bir jargonda konuşabiliyorlar. meral akşener'in tek derdi, kendisinin kazanacağı güç gibi duruyor.

Toplam entry sayısı: 2763

#dönüyoruz

tarifsiz ve ansızın ve belki nedensiz bir heyecan yaşatan durum.

anlamsız bir çocuk sevinci nidasıyla karşıladım bu haberi. sanki içinde beşiktaş’ı bulunduran tüm anılarımı, tüm sevinçlerimi, heyecanlarımı, kederlerimi tamamlayacak şeyin ne olduğunu şimdi öğrenmişim gibi. hep aranan o şeyin yıllar sonra bulunca özlenen olduğunu fark etmek gibi. tüm bu öznede yaşadıklarımı hep içime atmışım, her kızgınlığımı, her tribimi sessizleştirmişim, hep küsmüşüm de hiç kendime dahi söylememişim, sanki en başından beri içinde beşiktaş geçen bir muhabbette sıcak bir dost selamı arıyormuşum da hepsi aroması az kalmış bir yemek tadı veriyormuş gibi.

işte şimdi bir uçurtmanın heyecanı doluyor içime, çünkü koşmanın daha güzel olması bu yüzden.

şimdi rüzgar yüzümü acıtmıyor, umutlarımı yükseltiyor ve özgürleştiriyor gökyüzünde.

hoş geldik, ne iyi ettik.

#dönüyoruz

tarifsiz ve ansızın ve belki nedensiz bir heyecan yaşatan durum.

anlamsız bir çocuk sevinci nidasıyla karşıladım bu haberi. sanki içinde beşiktaş’ı bulunduran tüm anılarımı, tüm sevinçlerimi, heyecanlarımı, kederlerimi tamamlayacak şeyin ne olduğunu şimdi öğrenmişim gibi. hep aranan o şeyin yıllar sonra bulunca özlenen olduğunu fark etmek gibi. tüm bu öznede yaşadıklarımı hep içime atmışım, her kızgınlığımı, her tribimi sessizleştirmişim, hep küsmüşüm de hiç kendime dahi söylememişim, sanki en başından beri içinde beşiktaş geçen bir muhabbette sıcak bir dost selamı arıyormuşum da hepsi aroması az kalmış bir yemek tadı veriyormuş gibi.

işte şimdi bir uçurtmanın heyecanı doluyor içime, çünkü koşmanın daha güzel olması bu yüzden.

şimdi rüzgar yüzümü acıtmıyor, umutlarımı yükseltiyor ve özgürleştiriyor gökyüzünde.

hoş geldik, ne iyi ettik.

sözlükten soğutan şeyler

seri ve anlamsız eksiciler ya da klasik tabirle liseliler.

#397448
#394652

üsteki iki entry kadar anlamsız eksilenen bir çok entry'm var. sözlüğe giriyorum bi bakıyorum fazladan 10 eksi, girmiş rastgele okumadan eksilemiş fırıldak.

hayır bu totoş nasıl haysiyetsiz şerefsizdir ki yusuf hayaloğlu için yazdığım sadece "vefatının 6. yıl dönümünde hala unutulmayansın..." entry'me eksi veriyor anlamış değilim.

sizin faşist düşünceleriniz yüzünden ölen birine bile saygı anma yapamayacaksak ve sadece anmaya bile katlanamayacaksanız haysiyetinize sıçayım.

bunun gibi anlamsız, manasız sırf eksilemek için, kişisel düşüncelerinizle örtüşmeyen kişileri sırf taciz etmek için eksileyen, siyasi anlamda da henüz bir fikri oturtamayan, her sıkıştığında da "ama ama insanların fikri değişir kiiii" deyip ağlayan bu bebelerle uğraşmamak için yazmıyorum.

hele eleştiri kabul etmeyen adminlerin başlık açmasına rağmen katlanamadığı götüm gibi olan mobil uygulaması yüzünden bug'ları da yazamaz hele geldiğimiz için mobilden de girmeye girmeye sözlükten iyice uzaklaştık.

adam twitterdan link atıyor, hadi anılarınızı yazın falan, tıklıyoruz, anasayfaya atıyor direkt.

yaptığın uygulamanın bug'ından bi habersin, tiril tiril emek var emek gelin kendiniz yapın o zaman diye ağlayıp duruyorsun.

o zaman başlık açma, kimseye sorma hata var mı diye. kendin yap kendin oyna işte.

ek: işte bunu eksileyebilirsin fırıldak

nerede o bir gülüşüne aşık olduklarımız

#368137

geçen sene buralarda böyle dolanırdım bu saatlerde, o online olurdu, bir iki entry yazardı, ben de o zamanlar başlık avcısıyım, sözlüğün çalışkan çocuklarından biriyim güya... -halbuki hızlı giden atmışım sadece, hani boku seyrek düşenden. şimdi boş boş entry yazmaktansa biriktirip yazayım diyorum, olgunluktan mi yoksa "hatun var ağır ol lan biraz" havaları mı bilmiyorum, her neyse konumuz o değil zaten- bir bakardım " anlayamaz kimse bu aşkı" bir entry girmiş, yapışırdım altına başka bir entry ile.

bazen gelirdi ona haller, melankolik melankolik yazardı bir şeyler * bilirdim o hallerini ve hoşuma giderdi, sırf o yüzden severdim belki de ve sırf öyle bir anına denk gelirim belki diyerek sözlüğe girip onun sabahlamasını umut etmişimdir birkaç kez, doğru. itiraflar bölümüne ekleyiniz. o zamanlarda bazen sabahlara kadar mesajlaşırdık sözlükten, o yazardı, ben yazardım.

ona gitmesi için bir iki yer tavsiye ettim, söz verdi, hatta beraber gitme mevzuları oldu, kahve mevzuları falan oldu, sonra kaynadı gitti işte. yalova'ya mı ne gidecekmiş. dedim bu yalova kim acaba? girdim google'a bakıyorum işte "yalova sen kimsin" istanbul'dan kopmuş, meclise bir milletvekili ve bir çığırtkan gönderen, çok da namı sanı olan bir yer değilmiş anlayacağınız. hatta "la bu muharrem ince istanbul'dan değil miydi" tepkilerine sebep olan, vekilinin, şehrin önüne geçen bir yer işte. neyse sonradan aldım verdim ben seni yendim tarzı bir yerel seçim yaşadılar da tüm ülke tam olarak tanıdı yalova'yı. velhasıl o zamanlar kısmet dedik geçtik.

bir gün erikli'deyim. güzel geçen tatillerinden birini geçiriyordum ki süleyman seba'nın vefat ettiğini öğrendik. inanın ablamın yıllık iznine denk gelmiş olmasa ve onun deşarjı için çok önemli olmasa bırakıp dönmeye hazırım. ama şartlar el vermedi, dönemedik, yarıda bırakmak istemedik tatili. zira vaktiyle yeterince çok yarıda bıraktık ömrümüzü, cenaze dolayısıyla. süleyman seba'yı her beşiktaş'lı gibi ben de çok severim, onun duygusal yoğunluğuna ve yıkıntısına geçmeden sizleri de o moda sokmadan hemen seba başkanın gider ayak bana son iyiliğini anlatayım. "anlayamaz kimse bu aşkı" bana ilk buluşma teklifini seba başkanın cenazesi için sundu.

o güne kadar laf lafı açtı, ben önerdim, öyle oldu şöyle oldu derken o gün... o gün ilk defa bana "birlikte cenazeye gidelim mi" dedi. bana özel miydi, bilmiyorum, umurumda da değildi açıkçası. çünkü bana özel olmasını istediğim bir durum da yoktu zaten ortada. muhabbetini gerçekten çok sevdiğim biriydi o kadar. ve beni davet etmesi, çok hoşuma gitmişti. çünkü bu biz beşiktaşlılar için, özel bir gündü ve bunu paylaşmaya açıktı. fakat ben gidemedim.

tesadüf bu ya ben erikli tatilindeyken yani onun bana ilk buluşma teklifini sunduğu sıralarda gittim plajda güneşlenirken okuyabilmek için bir kitap aldım. en sevdiğim yazarlardan olan emrah serbes'in son kitabıydı bu. çok heveslendiğim, okumak için sabırsızlandığım: deliduman.

ne alaka diyeceksiniz?

deliduman kitabında emrah serbes okuyucularını, yalova'da yaşan bir gencin gözünden gezi parkına kadar uzanan süreçte ömrünün kısa bir bölümüne konuk ediyor. ben uzun bir süre farkında olmasam da yalova'dan bahsettiğinin, sonradan "anlayamaz kimse bu aşkı" tarafından bilgilendirildim. hatta sonradan benim kitabımdan okudu, hatta beni kitaptaki mekanlara götürdü, oraları gösterdi falan...

tesadüfleri zorluyor muyum veya gerçek bir tesadüf olayı mı bilmiyorum, yorum sizin. umurumda değil zaten, iki türlüsüne de ihtiyacım yok ne de olsa, mutluyum sonuç olarak... her neyse.

çünkü birçok yerde kesişiyordu zaten hayatımız ve bu anlattığım sadece en küçüğüydü.

beşiktaşlı oluş şekli, katıldığı sosyal sorumluluk projesi vs...

bir gün bir şekilde buluştuk.

o gün, oracıkta, o an...

tuttum gözlerini, gözlerimle. gülmek ancak bu gözler için güzeldi. bu klişe anlatı hiç bu kadar çaresiz kalmamıştı bir gülüşün gözlere bu kadar güzel yansıyışında. ama öyleydi. bir gülüşü var sanırsın beşiktaş sahaya çıkıyor dedikleriydi. çıkmadı aklımdan hiç.

aradan biraz zaman geçti, sizin için orası önemsiz ama beni eritip bitiren ve bir türlü geçmek bilmeyen, olur mu olmaz mı sorularını sordurup bin danışıp bir davranılan o sancılı süreç... sonra... bir şekilde uzattım ellerimi ellerine

sonra yıllar geçti, karşımda öylece baktı bana. ellerim havada, uzatmasını bekledim. gün hep geceydi, mevsim hep kıştı ama yıllar geçti biliyorum, yüreğimi yıllarca bir zincire vurup işkenceler ettim, heyecanımı terbiye etmek için yıllarca esir tuttum avuçlarımın terinde... ya da belki sadece bir andan ibaretti.

gözlerime baktı, gülümsedi, uzattı ellerini...

kendisiydi işte o gülüşüne aşık olduğum.

o gün bugündür ne zaman gülse aşk dolu gözleriyle, bu kez terbiyeyi bekleyen değil paylaşımı isteyen heyecanım, yenilenir durur gülümsediği sürece.

güzel günler göreceğiz güneşli günler

sözlüğün hatırlaması gereken söz.
başkaları üzüyor biz üzmeyelim bari beşiktaş'ı. serin olun biraz. eğrisiyle doğrusuyla o bizim tek umudumuz ya. söve söve olur mu hiç o formaya emek etmiş bir insana. güzel günler gelecektir.
avrupada göğsümü kabartan bu futbolun sahibi de dünkü oyunun sahibi de aynı adam. her şey planlandığı gibi gitse neden oynuyoruz ki öncesinde yazalım puanları.
üzmeyin birbirinizi lan!

20 temmuz 2015 suruç katliamı

türkiye'de savaşın bitmesini istemeyenlerin var olduğunu gösteren olay.

öncelikle başlıkta kelime hatası var
(bkz: 20 temmuz 2015 suruç terör saldırısı)

alternatif başlık da sunayım madem;

(bkz: 20 temmuz 2015 suruç katliamı)

o kadar adice entryler ve çok şükür ki çevremde olmayan insanlarca atılmış tweetler gördüm ki bugün, şaşkınım, hatta şaşkınlığım öfkemi bastırıyor diyebilirim.

bu ülkede açık açık silah bırakmaktan bahseden insanlara başka alternatif bırakmamaya yemin etmiş insanlar var.

devletin verdiği silahla kafasına göre düğün basıp katliam yapan koruculardan, doğudaki kargaşa sayesinde maaş cukkalayan asker bozuntularından, seçim dönemlerinde kullanılacak malzeme olması için konuyu sıcak tutmak isteyen yöneticilerine kadar herkes bu işin devam etmesini istiyor.

sonra iki üç üç kuruş beyni ile öğretilmiş bilgilerle adamın biri çıkıp anadolu'daki varlığı m.ö. 678 yılına dayanan * ırkı yok sayıyor bir anda.

hayvan terli arkadaşlar.

gitmiyor artık.

hdp meclise girdiğinden beri yapılan onlarca sözlü, bombalı, silahlı saldırıya rağmen seçimden önce gösterdikleri yoldan sapmayıp en başından beri silahsızlanmaktan bahsediyorlar.

kürtler ne istiyor?

türklerin, çin'den istediğinden farklı ne istiyor?

türkler, kürtlere çinlilerin türklere yaptığından farklı olarak ne yapıyor?

barcelona sempatizanı bir türk, barcelona'yı real madrid'den daha çok neden seviyor?

oldu milletin toprağını böl, kendine gelince vatan millet sakarya.

tutarlı olun biraz.

buraya kadar yazdıklarım olaydan, (vurgula: bana göre bağımsız olarak ) sadece sözlükteki örümcek kafalılara öfkemi boşaltmak içindi.

bırakın artık bunları.

"ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki?"

hangi ölümü neyle yarıştıracaksınız?

yarıştıracak ne yüzünüz var? dersim'e, 80'e rağmen...

yüzsüzlük ve utanmazlık sadece.

20 temmuz 2015'te suruç'ta yaşanan terör saldırısı onlarca insanın canına kasttetmiştir.

ve öncesi geçmişi ne olursa olsun, o insanlar çocuklar için bir araya gelmiştir.

ve acıya üzülmek için önce ırkına bakan insanlar için söylüyorum güzel bir söz vardır; "hiçbir bayrak masum insan öldürmenin utancını örtecek büyük değildir"

ömrüm boyunca tek bir insanın ölümünü haklı görmedim, hiçbir yerde hiçbir zaman insan öldüren birini/bir örgütü savunmadım, savunmam. çünkü insan, bize öğretilen ve aslında sadece birer dayatma ve sınıflandırmanın ötesinde olmayan yalancı ırklardan, devlet sınırlarından üstündür.

ırkları biz insanlar var ettik, biz sınıflandırdık, biz ayırdık.

doğduğumuzda bize seçim şansı vermediler, sadece öğretildi ve peşinden koştuk.

şimdi beşiktaşlılığın en büyük farkını ortaya koyup bir kez daha insanlığınızı ön plana çıkarın ve sadece ölümler için üzülün.

çünkü ölümden daha büyük bir gerçek yoktur.

16 aralık 2014 çarşı duruşması

direkt beşiktaş'ı ve ötekileştirilmek, bastırılmak, sindirilmek istenen herkesle doğrudan bağlantısı olan duruşma.

beşiktaş'ın 4-4-2 oynaması

en güzel üçlüler

diyarbakır

kürtçe seçim pankartı hazırlamak

ahmet kaya'nın "kürtçe şarkı söyleyip, klip çekeceğim" dedikten sonra vatandaşlıktan atılışına kadar gitmesinin yaşandığı bir ülkede, iktidar partinin yaptığı şaşırtıcı eylem.

kürtlerin azınlık olmadığının siyasette de etkin olduklarının bir göstergesidir.

ayrıca meclis gerekçelerini de sorgulatan bir eylemdir. kürt olmayan bir lider, kürtlerden kürtçe propagandayla oy toplamayı uygun görüyorken, mecliste, kürt kimliği ile milletvekilliği yapan bir adam neden kürtçe yemin edemesin?