saniyede yirmidört kare

Durum: 1466 - 0 - 0 - 0 - 20.11.2015 00:09

Puan: 24357 -

5 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 74

kartal sözlük radyosu

sözlüğün 6. yaşını kutladığımız yayının önünü alınamaz bir raddede kedere boğulduğu radyo.

demek ki 10 beşiktaşlı bir araya gelince böyle olunuyomuş, bi' kere daha onayladık. yaşasın tam bağımsız ruh hastalığı!

''ellerimi tutmazsan gülüm yakarım geceleri...''

kartal sözlük

nice uzun yıllar yanıbaşımızda dursun dilediğim sözlükcan. emeği geçenin, ayakta durması için alın teri döken herkesin eline sağlık. yazılacak çok entry var!

şimdi bir de aklıma şey geldi, twitter'da açılmış olan #kartalsözlük6yaşında etiketinde, sözlüğün geride bıraktığı yaşında yazılmış en güzel entryler paylaşılabilir.kime göre neye göre güzel olduğu da paylasana kalmış tabii. evet.

neyse. akşam radyoda halay çekcez.

kartal sözlük radyosu

aşırı yüklenme sebebiyle kısa bi süre için çökmüş olan radyo.

yine yayında!

kartal sözlük radyosu

bağrı yanık dostlara merhaba diyerek yayına girmiş radyogül.

sigara dumanını takip ediniz: http://www.kartalsozluk.com/radyo.html

kartal sözlük radyosu

bu gece * saat 22:30'da dinleyicilerini selamlayacak radyo.

aşırı uzun ara oldu biliyorum, ama 1 saate gönlünüzü alırım ben sizin. *

saniyede yirmidört kare

açılın! ben doğdum. doğmuştum işte bilmem kaç yıl *2 gün önce.

vakitsizlikten hiçbi' doğum günü mesajına geri dönemeyişime mi yanayım, aylardır radyo programı yapamadığıma mı yoksa çok şey biriktirdiğim halde biraz daha entry yazmazsam patlayacak olmama mı? yoksa yanayım yanayım ateşlerde mi yanayım? (tamam, yanmak yok yanmak yok!)

gönlümün en güzel yerindeki renkdaşlarım, dünyanın en kutsal şeyi 'yazı' üzerinden müthiş bağlar kurduğum dostlarım; her bir dileğiniz, kelimeniz, noktanız ve virgülünüz acayip bir sevinç doldurdu içime. her defasında ''iyi ki doğmuşum be'' dedirtiyorsunuz insana, bu kadar iyi dostları doğmasaydım nasıl tanıyacaktım yoksa? hepinize çok teşekkür ederim, iyi ki varsınız. iyi ki doğmuşum! *

not: beşiktaş!

sözlük yazarlarının itirafları

mesleğe başladığım ilk 6 ayda 2 genel seçim görecek olmak şansım mı şansızlığım mı bilmiyorum. bildiğim tek şey var: bizden bi' bok olmayacak.
insanları ve bu politik düzeni öğrendikçe tiksiniyorum. tanıdıkça, bildikçe hepsinden ve her şeyden kat be kat nefret ediyorum. hani azıcık bi' umut kırıntısı kalır di mi insanda, nebleyim sabah uyanınca bi' kıpırtı, güneşi görünce bi' heyecan. tam böyle umutlanacak oluyorum, aklıma gördüklerim ve x kişinin ''aman ha sydk hanım bunu sakın yazmayın'' dediği geliyor aklıma. nasıl ve ne kadar böyle devam eder bilmiyorum, nereden bulaştım onu da bilmiyorum. sanki elimi verdim kolum bacağım komple kapılmış gibi.

not: gazeteciyim.

kartal sözlük

çılgınlar gibi özlediğim sözlüğüm.

bu zalım çalışma hayatı sisteminin içinde yer aldığımdan bu yana sevdiğim her şeyden uzak kaldım. bunlardan birisi de kartal sözlük. günlük hayatın içinde yuvarlanıp giderken pek akla gelemiyor ama böyle ince bir sızı gibi ara ara özlemi yokluyor. iş sistemini bi oturtaydık yerine iyiydi de, oturmuyor bi' türlü her şey çok yoğun.

sözlük bana boş zaman yarat allahsız.

kaleci denince akla gelen yazar

(bkz: isyan devrim beşiktaş)

yere düşmekte olan kavanozlara karşı müthiş kurtarışlar sergiliyo.

isyan devrim beşiktaş

(bkz: kaçın lan kaçın sahibi geldi)

nice beraber mutlu doğum günleri görmemizi dilediğim yazaraşk. iyi ki doğmuş, iyi ki beni bulmuş. bu doğum günü geçenkiler gibi kutlu doğum haftası gibi olamasa da telafi edeceğiz mutlaka.

/caps aç -kutlanacak çok doğum günü var- /caps kapat

game of thrones

5x8 gibi efsane bir bölümden sonra 5x9'da beklentiyi yükseltip, güldürmemiş dizi. haftaya sezon finali yapacak ve açıkcası süregelen 4-5 hikâyenin hangilerinde seyirciyi tatmin edecek merak ediyorum. ya çok mükemmel bir şey çıkacak, ya da bok gibi olacak.

--bi miktar spoiler geliyo--
o kadar zenginsiniz, o kadar teknolojiniz var o ejderhalı sahneler ne kalitesizdi öyle. insan utanır da, ''ya abi yaptık ama çok kötü oldu'' deyip o sahneleri kullanmaz. sanki bana 70'lerin gelişmemiş sinema teknolojisi. çok sinirlendim ya, kendimi kandırılmış gibi hissediyorum.

ayrıca arya'yı harcayacaklar matmazel.
--bi miktar spoiler geliyo--

deniztarafindakikale

nice güzel yaşını ailesiyle, sevdikleriyle ve kartal sözlükle geçirmesini dilediğim yazar. yeni yaşı eskisinden daha güzel olsun.

3 mayıs 2015 trabzonspor beşiktaş maçı

kartal sözlük radyosu

dinleyicilerinin yüzüne kapatmasa iyi radyo aslında. çünkü tecrübe etmiş ki, o vedalaşma faslı hiç bitmiyor. +2 saat vedalaşmaya şahit olmuş dicey ve akıllanmış. *

yüksek alkollü içkiyi sek olarak içmek

sanıyorum ki insana yüksek miktarda elitlik katan eylem. hiç içmedim, hiç o kadar elit olamadım üzgünüm.
ama aramızda olan arkadaşlar var, başlık bile açıyolar gelen elitlik sayesinde. *

oy ve ötesi

oyunu seven saysın sloganı ile önümüzdeki seçimlere hazırlanan sivil girişim. 7 haziran 2015 genel seçimler için katılımcı başvuruları açılmış.
şuradan: http://oyveotesi.org/

bir sigaram var zaten

sigara içen ve asla bırakmak istemeyen bünyenin kendini kandırma cümülü. biraz kendine kıyamama, kendini kayırma ve hafif acındırma içerir.

-bi sigaram var zaten :(((( gelmeyin üstüme. :((((

sigara bırakma isteği

taa ki yeni bi' sigara yakana dek geldiği gibi giden istektir.

(bkz: bir sigaram var zaten)

o kadar ıslıkladım ki sözleşmesi fesholdu

futbolcuyu ıslıklayarak protesto eden taraftar hayali.

ukde: semt bizim aşk bizim

açlıktan ağlama eşiği

gecenin bir vakti akla gelen imkansız bir yiyecek neticesinde aşılabilen eşiktir. ne biçim bi nefse sahipse insan, mercimek köftesini nereden bulayım ben bu saatte.
  • /
  • 74
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1466

beşiktaşlı olmak

sevmek büyük bir şey, karşılıksız, çıkarsız. güzel insan sever ancak, beşiktaşlı olmak 'çok sevmekle' alakalıdır. lüksü sever gibi, burjuvaziye tapar gibi değil, toprağı sever gibi, bulutları, yağmuru, bisikletleri ve uçurtmaları da tabii. çok sevdik be abi! sevmek, neyse o, kusuruyla değil, sevdikçe kusursuzlaşan bi' şey gibi.

meğerse benim içimde hep varmış bu 'sevgi'. sonra beşiktaş'ı sevmeyi öğrendim. güzel insan oldum beşiktaşlılığımla.

maç öncelerinde, özellikle derbilerde, evde iki gün öncesinden derbi havasına giriliyor. mutfaktan 'siiiiyaaaaaaaaah' diye bağırıyorum ansızın, içeriden 'beyaaaazzzz!' geliyor. en sevdiğim marşı, kalbim beşiktaş'a zikrederi dinliyorum sabah uyanır uyanmaz. canım uyanınca marş dinlemek istiyor çünkü bazen. bazen 'gidileceeeek çoook deplaaaassmaaan vaaar!' diye gaz veriyorum kendime bulaşık yıkamaya giderken. kadınlar bilir, en büyük deplasman bulaşıktır. *

büyük büyük öfkeleniyorum ama kalabalıkta öfkemi içimde tutmayı da öğreniyorum beşiktaşlı olurken, sevinince atkımı alıp sallıyorum kolum kopacak gibiyken bırakıyorum, sonraki gol için. serde anarşizim yatıyor, tam sol yanımda, sığmıyor bazen öfke tabi; isyana geliyorum. ağlıyorum da bazen, utanmıyorum bundan, canımın acımasından. son galatasaray derbisinde, ipsiz sapsızın sahaya girmesinden sonra titriyor dizlerim, ellerim başımın arasında 'ceza yağacak, ceza yağacak! yapmasınlar, nolur yapmasınlar!' diye bağırıyorum kalabalığın ortasında ağlayarak. eve dönüş boyunca konuşmuyorum, konuşursan ağlarsın çünkü. yıkımı ağır, beşiktaşlı olmak bunu gerektirirmiş çünkü. ağır yıkılıyorum ama çabuk toparlanıyorum 'sonraki maçlara' diyoruz. bir gün olacak kızım, biliyoruz!

hayatımda ilk defa bir şeye geç kaldığımı anlıyorum gün geçtikçe, beşiktaşlı olmaya geç kalmışım. yine de geçmiş önemli maçları ve beşiktaş tarihini öğrenmeye çalışıyorum. sevmek güzel şeydir ve insan olduğunu hatırlatır her türlü duyguyu hissetmek. ben beşiktaş'ı hissediyorum. öğrendiğim her şeyde daha bir seviyorum, sevmeye neden aramıyorum, olduğu gibi seviyorum, dedim ya toprağı sever gibi, ben sevdikçe kusursuz oluyor.

kartal sözlük yazarlarına tavsiyeler

okuduğunuz her entrye artı veya eksi mutlaka oy kullanın. durumunda entry yazarına mesaj atın. ' katılmıyorum' deyin mesela. yazarın, 'kime yazıyoruz bunları aloooğğğ' diye hissetmesine izin vermeyin. insan okusun diye yazıyordur herhal, okunduğunu gördükçe daha çok yazacaktır. artı oy egosu değil bu, sözlüğe yazılan herhangi bir şeyin uzay boşluğunda kaybolmadığını gösteriniz.

isyan devrim beşiktaş

en mutlu günümü paylaştığım yazar. o'nun doğduğu gün, benim en mutlu olduğum gün çünkü. kendimi en güçlü, en kadın, en aşık, en şanslı hissettiğim ve tanrıya en çok inandığım gün... annesini arayıp "iyi ki doğurmuşsun bu adamı, teşekkür ederim!" diyebilecek kadar şükür ettiren gün. bu yüzden ben bu kutsal güne ölesiye borçluyum. borcumu da anca yılın her günü bu adamı çok severek ve varlığına şükrederek ödeyebilirim.

o'nu bu sabah yeni yaşı kadar öperek uyandırabildiğim için, en sevdiği kahvaltıyı hazırlayıp, aynı masada oturup sarhoş olabildiğim ve aynı pastanın mumunu üfleyebildiğim için dünyanın en mutlu kadını benim şimdi!

hem doğduğumuz gün, hem ikinci yılımız kutlu olsun sevgilim. beraber binlerce nice mumlara in şal lah!

özgecan aslan

katledilişi ile insanlıktan ve yaşadığım toplumdan bir kere daha tiksinmeme neden olmuş gülüşü güzel genç kadın. ali ismail'i ve berkin'i kaybettiğimde de böyle olmuştum. bana bu kadar üzgün ve nefret dolu geçirdiğim 20'li yaşlarımı kimse geri vermeyecek. içimde hep kırgın olacağım, muhtemelen bu kırgınlıkla öleceğim... eğer başıma tıpkı özgecan gibi bir musibet gelmezse, bunun garantisini hiç kimse veremiyor çünkü.

kırgın içimi dökmem gerekli biraz müsadenizle. günlerdir sadece okuyorum, anlamlandırmaya çalışıyorum, içim eziliyor sinirden de içime gömüyorum yine.

ilk defa toplum olarak bir düşüncede birleştik: bunun vahşilik olduğu. ancak birtakım insanlar yine ataerkilliği yüceltirken ''kadın namusumuzdur, nasıl öldürürsün!'' veya ''koruyamadık özgecan'ı'' diyen erkekler gibi. birtakım insanlar da asıl kadın mücadelesinin ortasından yükseltiyor sesini ''kadınız biz! artık yeter!'' diyerek. ben şu an kadın mücadelesinin ortasından yazıyorum, her zaman yazdığım ve yazacağım gibi. #334537" href="/sayfa/arama.html?sorgu=+%23334537">* #319306" href="/sayfa/arama.html?sorgu=+%23319306">* #362205" href="/sayfa/arama.html?sorgu=+%23362205">* #319308" href="/sayfa/arama.html?sorgu=+%23319308">*

özgecan'ın öldürülüşüne toplumsal bir kırılma diyebiliriz, böylesi bir kırılmaya yıllar yıllar öncesinden ihtiyacımız vardı. bize her şeyin geç geldiği gibi bu da geç geldi. bir özgecan gülüşü kadar geç, her şeye değebilecek bir gülüşken o üstelik. her bir kadının olduğu gibi... ülke elbette bir anda kabuk değiştirmeyecek bu olayla birlikte ya da sanılanın aksine idam cezası, hadım vs gibi şeylerle çözülmeyecek, hukuk sistemi de bir anda değişmeyecek. ancak bir nesil bilinçlenecek. biz o bilinçlenecek nesiliz. kırılmış, aşağılanmış ama buna rağmen gelecek nesile umut taşıyacak olan biziz. hayatta kalmamız için bu umuda sarılmamız gerekli. rastladığım bir istatistik türkiye'de 26 milyon çocuk olduğunu söylüyordu. 26 milyon berrak beyin, içini istersek şiddetle, vahşetle doldururuz, ister dinsel zırvalarla istersek de insanlıkla. ama bu 26 milyonun ne kadarına ''düzgün'' eğitim verilebilir. kendi yaşadığımız ''modernite'' henüz bu ülkenin her yerine ulaşmış değil. biz televizyonda izlediklerimize inanmıyor, sorguluyor ve hakkımızı sokakta, bir şekilde yazarak, anlatarak arayabiliyoruz. peki arayamayanlar? 13'ünde evlendirilen kadınlar? sırf ekonomik bağımsızlığı olmadığından çocuğunu büyütemeyeceği veya baba evine dönemeyeceği için erkek şiddetine dayanan kadınlar ve o ortamda büyüyen çocuklar? bugün biz facebooktan, twitterdan ya da sözlüklerden yazıyoruz bir şekilde kendi aramızda ''birlik'' olabiliyoruz, ya bizim bu kadar birlik oluşumuzdan güçlü duruşumuzdan haberi olmayanlar? bizim burada olduğumuzu bilmeyen her bir kadını düşündüğümde boğazıma bir yumru oturuyor, bizim bilmediğimiz hanelerde bilseniz ne cehennemler var.

ben o cehennemlerin birisinde doğup büyüdüm. annem üç çocuğu ile baba evine dönemeyen kadınlardan sadece bir tanesiydi. üç çocuğunu yalnız başına büyüttü. 33 yıl boyunca, tüm hayatını evine, kocasına ve çocuklarına adadı. üstelik bütün bunları şiddet görerek, aldatılarak, aşağılanarak yaptı. çocukken hep kabuslarımda annemin balkondan atlayarak intihar etmek üzere olduğunu görürdüm. ağlayarak fırlardım yataktan. bu korku yüzünden 10'lu yaşlarıma kadar annemle uyudum. çocuklar neler olup bittiğini size sormaz asla, ama bilirler. sessizce odalarında bacakları titreyerek ve ağlayarak dinler içeriden gelen kavga seslerini. şimdi o 26 milyon çocuğu düşünüyorum, ben çok şanslıydım. çünkü annem bize ilk önce yalan söylememeyi ve vicdanlı olmayı öğretti. ben vicdanlı olmayı babam annemi döverken öğrenmiştim. sonra bir de güçlü olmayı öğrendim annemden ve iki abimden. üniversiteden mezun olur olmaz daha memlekete döneli 1 hafta bile olmamışken annemle beraber terk ettik babamı. boşanma davalarının ikinci celsesi birkaç hafta sonra görülecek. peki bir gün o 26 milyonun içinden kaç tane çocuk tüm bunların hepsine göğüs germek zorunda kalacak 20'li yaşlarında? annem ve ben görece şanslıyız şu anda o bilmediğimiz cehennemli hanelerden. ben bugün kadın mücadelesinin içinden bunları yazabiliyor, annemin yanında durabiliyorum...bunları neden anlatıyorum? büyüdüğün aile ve birlikte olmak çok önemli! bir olmak, güçlü olmaktır çünkü. bu bir olmanın içerisinde asla erkeklere nefret kusmak, idam gelsin, hepsi hadım edilsin demek yok. temel yaşam haklarımızı bir aradayken savunmak var. kadının kadını ölesiye yerdiği, bazen en çetin düşmanının kadın olduğu gerçekliğinden ''bir olmanın'' önemini ölesiye savunuyorum. bir arada durursak bizi o kadar kolay öldüremezler çünkü.

dün sosyal medyada 16 şubat'ta özgecan için siyah giyiniyoruz bildirisi dolaştı. bugün dışarıya çıkarken, elim mavi bir kazağa gitti önce sonra siyah. birlik olabilmeyi çok istiyordum ama pek umudum yoktu. siyah kazak, siyah bir pantolon giydim yine de. birkaç arkadaşımla şehrin pek işlek cafelerinden birisine gittim, boş masa bulunamayan saatlerde. içeri girip nihayet boş bir masa bulduğumuzda farkettim çevremdeki kadınları. görüş alanımdaki yan masada 5 kadın vardı, hepsi siyahlar içinde. ayağa kalkıp bütün mekanı taradım, belki 2 belki 3 kadın haricinde neredeyse dolu mekandaki tüm kadınlar siyah giymişti. ve herkes gerçekten üzgündü. o mekanın kahkaha sesleri ile dolup taştığını biliyorum. herkes sessiz ve yaslıydı. gündelik hayatlarının tam ortasına kurulmuş yas. yerime otururken gözlerim doldu, önce özgecan'ın gülümseyişini hatırladım, keşke yaşasaydı biz onu hiç bilmeseydik ve o da arkadaşları ile bir cafede kahve içmek üzere olsaydı diye ağladım. sonra bu kadar kadının birlik olabilmesinin insanı ne kadar güçlü hissettirmesine ağladım gururla. düz bakıldığında sadece bir kıyafet gibi, ama değil. örgütlenirsek eğer, aynı şeyi söyleyebiliriz'i gördüm bugün o cafede. gün içinde tanımadığım bir sürü kadınla karşılaştım. kadınlar tuvaletinde, tramvayda, sinema salonunda... daha önce böyle hiç hissetmemiştim, aramızda sessiz bir anlaşma var gibiydi hepsiyle. her birimiz acı çekiyor ve bir şekilde hareketlerimizde en ufak iletişimimizde, tuvalet sırasında, muslukta el yıkarken, peçete için yer verirken, ineceğimiz durağı söylerken birbirimizin acısını paylaşıyorduk. ilk önce ''bana öyle geliyor herhalde'' dedim, gecenin sonunda eve gelmek üzere ayrılırken bana göre sanrı olan şeyi arkadaşlarıma sordum, ''siz de bu sessiz iletişimi hissettiniz mi?'' dedim. ''aynı şeyi düşündük yemin ederiz!'' dediler. birkaç saniye birbirimize bakıp vedalaşma sarılmasına başladık. ''eve gidince mesaj at'' diye hatırlattı içlerinden birisi, her zamanki gibi. arkam dönüktü, ağladığımı hiçbirisi görmedi.

bu bağlamda en başa döneceğim. belki de uzun zamandır ilk defa toplum olarak bir düşüncede birleştik. herkes kendi perspektifinden bakarak lanetler bu olayı. ama bu sonucu hiçbir zaman değiştirmez. özgecan pek çok nedenden dolayı hepimizin empati yapabileceği yeni bir kurbanı bu kadını ikincil konuma itip, aşağılayan, değersizleştiren, hiçe sayan, ona zorunlu roller biçen, sıfatlar yapıştıran, ona çizilen ve mecbur kılınan sınırların dışına çıkacak gibi olsa vahşice öldüren sistemi yüzümüze vurdu. biz kadınların hiçbir zaman kabuk tutmayan yaraları vardı, özgecan'ın katili o zalim hepimizin yaralarını deşti o'nu öldürdüğü bıçakla. şimdi canımız hiç olmadığı kadar çok yanıyor, kanıyor; ama hissediyorum, ilk defa bu acı bizi güçsüz kılmak yerine daha güçlü yapıyor. çünkü kalbim bir özgecan'a daha dayanamayacak kadar öfkeli ve beni yalnızca bu öfke ayakta tutuyor.

buradan daha güzel bir yerde, sana bu ülkede veremediğimiz huzurla uyu canım kardeşim.
ve ne olur affet bizi, sen ölmeden önce sesimizi çıkaramadığımız için.
ve ne olur bize güç ver, artık daha çok sesimizin çıkması için.

15 aralık 2013 kasımpaşaspor beşiktaş maçında sahaya giren taraftar

gözümde kazlıçeşme mitinginde yanlış yazılmış çarşı pankartları taşıyan sözde beşiktaşlı'dan fazla değeri olmayan insan. cebine üç beş lira bir şey sıkıştırıp saha girmesini söyleyenlerin olduğunu düşünüyorum, bunu düşünebilecek kadar kötü bir insana dönüşebildiğim için önce kendimden, sonra da dönüştürenlerden tiksiniyorum.

seri artı oy veren melek

sözlüğün bir nevi noel babası/anası. tek farkı, gerçektir; üşenmeden okur entrylerinizi seri oya bağlar.
aslında bize de bir nevi ders verir: (vurgula: oku ey sözlük yazarı! oku ve oyla!)

sağ olsun, var olsun.

ortaöğretimde başörtüsü serbestisi

hemen peşine okulda dövmeyi,saç boyasını ve piercingi yasaklayan sistemin ürünü serbestlik. özgürlükse, sadece kafaya türbana özgürlük çünkü.
islam süper bi'şey çünkü lan! pirsink ne bre zındıklar!

bi' önceki entryde anlatmaya çalıştığım şeyin fotoğrafının gelmesi gecikmedi:https://twitter.com/zerrinsm/status/517349987983060992

14 aralık 2014 paralel devlet operasyonu

quentin tarantino

her filminden sonra 'yaşlı yönetmen' olarak anılmak istemediği için sinemayı bırakacağını söyleyip, yine film çekmeden edemeyen yönetmendir. şükür ki edemez ve biz neffffis filmlerini izlemeye devam ederiz. reservoir dogs filmi ile bağımsız sinema alanında çığırlar açmıştır.

sözlük yazarlarının itirafları

komşularımla olan ilişkim gayet güzeldi, hep gülümserdim, kapı önünde uzun muhabbetler ederdim. onlar da düzenli olarak aşurelerini getirirlerdi, sık sık bir sorunum olup olmadığını sorarlardı. iyi insanlardı, yaşanan son olaya kadar. yaz tatili için memlekete gittim, giderken de sevgiliye anahtar bırakıp faturaları arada bir kontrol etmesini, gelen olursa ödemesini rica ettim, o da bir kere eve gelip faturalara baktı; fatura yokmuş. sevgili giderken, alt komşu görmüş hoşbeş etmişler. şükür ki, 'eve erkek geliyor' gibi bir mahalle baskısını ne ev sahibi ne de komşular yapar. komşu, sevgiliye eve gelmesini zahmet etmemesini eğer fatura gelirse beni arayacaklarını söylemiş. bizimki de hay hay demiş, teşekkür etmiş. sonra ben tatil için gittiğim türkiye'nin bi ucundaki şehirden, bir ucuna saçma bir otobüs yolculuğu yaparken sevgiliye eve gidip evi havalandırmasını söyledim. sevgili de eve gidince elektriğin borcundan dolayı kapandığını gördü. ben o sırada hâlâ yoldayım tabi, delirmiş vaziyetteyim, beni neden kimse aramadı ve o elektrik nasıl kesildi diye. neyse ben evime gelmeden faturayı ödedi ve elektriği açtırdı sevgili. ancak içimde bitmek tükenmek bilmeyen bi' sinir kaldı. madem haber vermeyeceksin, neden haber veririm diyorsun da elektrik kesilince ben o gerginliği neden yaşıyorum . -bak aylar oldu hâlâ çok sinirliyim- bu mevzudan sonra ben komşu ile neredeyse selamı sabahı kestim, bayramda el öpmeye bile gitmedim, ki onlar için önemliydi biliyorum, ertesi gün kadın gelip kapıya bayramlaştı benimle, aklı sıra beni utandıracak pehpeh! hiç sormadım da neden faturayı haber vermediniz diye, durumu değiştirmeyecektim çünkü. ama o sinir, o diş bileme hep kaldı bende.

birkaç gün önce elektrik faturası kesilmiş, faturayı yazan arkadaş yukarıda bahsi geçen komşunun da faturasını bizim kapıya bırakmış. geçen dönem borcu da ödenmemiş, buradaki elektrik şirketi de hiç affetmeden hemen kesiyor elektriği. yani bu fatura ödenmezse, kesilecek. belki ihbar kağıdı gelir, belki gelmez bile. velhasılı, iki gündür elim faturaya gidiyor, götürüp vermek için ama sonra geri çekiyorum. resmen hayatımda ilk defa bir şeye bu kadar kinlenip bir insana bu şekil bir pislik yapma dürtüsüne sahibim. iki gündür durup durup bunu düşünüyorum, versem ne olur vermesem ne olur. vermesem içim mi rahatlar, ben çok kötü bir şey olmasa da bence hoş olmayan bir şey yapmış olurum. versem, ama verirken de 'siz benim faturamı vermediniz ama hadi yine iyisiniz ben vereyim bare faturanızı' mı desem de rahatlatsam içimi. tam bir saçmasapan kaos içindeyim, gidip elektrik panolarını falan patlatasım geliyor. alt tarafı bir fatura be kadın, ne kinciymişim arkadaş. potansiyelimden korkuyorum.
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.